Coğrafyamızın kimi bölgelerinde yılda dört, kimilerindeyse yılda yalnızca iki kez denk gelebileceğiniz, sadece birkaç hafta süren, ancak deneyimleyenlerin üzerinde kolay kolay silinmeyecek izler bırakan, ilk defa işiteceklerin "bu mu yani" diyebileceği bir fenomen vardır: Hukuk fakültesi sınav dönemi. Bu görece nadir bir deneyimde neler yaşandığı, halk arasında kulaktan kulağa yayılagelmiştir. Haftalar, belki aylar öncesinden okunmaya başlanmasını gerektirecek kadar biriken notlar, buna rağmen her hafta bu yığına hatrı sayılır miktarda katkıda bulunan hocalar, ders programının kuytularında gerçekleştirilmeye çalışılan pratikler, yetişmeyen dersler, ne zaman dolduğu meçhul kütüphaneler, zaman-mekan algısını bozacak kadar uzun sınavlar, fizyolojik problemlere neden olacak kadar yazmanızı gerektiren sorular, kepçeyle verilen cevaplara rağmen çay kaşığının ucundan damlamış gibi hissettiren notlar... Hepsine eşlik eden kahve, bitmeyen yorgunluk, stres, kaygı, korku ve daha nice du...
Başlarken Not: Neredeyse bir sene önce, vize sınavlarından sonra, sınav dönemi boyunca üzerine düşündüğüm metni blogda paylaşmıştım. Bu yazı, o yazının devamı. Bu nedenle önce o yazıyı okumanız daha iyi olacaktır. Çünkü orada yer alan tavsiyeler, doğal olarak burada yer almayacak. Bu yazıda daha spesifik olarak sınav gözetmenliği boyunca dikkatimi çeken durumlara ilişkin tavsiyelerde bulunacağım. Aslında daha çok söyleneceğim ama öyle söyleyince pek hoşunuza gitmiyor, "sen kim oluyorsun" itirazları ve diğer daha kötü anmalarla kulaklarım çınlıyor. Notun Notu: Yazıya başlarken niyetim gerçekten de sınavlar hakkında tavsiye verdiğim ikinci bir yazı yazmaktı. Ancak soru çözümüne yönelik pratik derslere ilişkin söyleyeceğim çok sözüm varmış. Ayrı bir yazı oluşturacak hacme ulaşınca önce bu yazıyı yayınlamaya karar verdim. Yazmak için yola çıktığım yazı da haliyle ertelendi. Sınavlardan önce yetişir mi, bilemiyorum. Gerçi ilk yazıyı düşünürsek yetişip yetişmemesi o kadar da...