''Her şey başkalarına ait, onlara sahip olmamanın hüznü hariç.''
Kötü bir okurdan tavsiyeler
30 Aralık 2025 Salı
Liste Güncellemesi
19 Aralık 2025 Cuma
Edebiyat Tarihinin En Sevimsiz Karakteri ya da Siz Bu Adamı Zaten Tanıyorsunuz
Onu gördünüz! Ortalama zekaya sahip vasat bir insan, fırsatlara ve ortama bağımlı, burada durum aleyhine olduğu sürece cesaretsizdi ve ama durum lehine döndüğü andan itibaren de büyük bir özgüven sergiledi.
"İnsan mı?" Diederich gözlerini devirdi. "Onlar iç düşman!"Agnes'in yine ürktüğünü görünce biraz sakinleşti."Eğer ayaktakımı yüzünden bütün caddelerin kapatılması hoşunuza gidiyorsa mesele yok."
10 Aralık 2025 Çarşamba
Kontrol Kalemi: Christopher Isherwood - Mr. Norris Aktarma Yapıyor
Yayıncı: Yapı Kredi Yayınları
Çeviren: Betül Kadıoğlu
Editör: Darmin Hadzibegoviç
Sayfa Sayısı: 184
Okunacak kitap fazla, okumak için gereken zamanımız ise az. Üstelik, zamanımız gittikçe azalırken okunmayı bekleyen kitapların sayısı gün geçtikçe artıyor. Elimizde sihirli bir değnek olmadığı için kalan sınırlı vaktimizi iyi eserlerin peşinden koşarak, kötü eserlerden ise kaçarak geçiriyoruz. Koşunun yorgunluğunu atmak ve kötü eserler karşısında ihtiyacımız olan teselliyi bulabilmek içinse elimden gelen, teselli için önerilebilecek iyi eserlerin peşine düşmek. İşte bu yüzden bugün teselliyi, "Mr. Norris Aktarma Yapıyor" isimli romanda arıyoruz.
Kimi romanlar şölen gibidir. Yalnızca tek bir ögeyi başarıyla işleyerek bu şölen havasını elde etmek mümkündür: Anlatılan olay, hikayenin geçtiği zaman ve mekan ya da hikayedeki tek bir karakter. Diğerleri eksik hissettirse de tek bir nitelik dahi sizi şölene davet eder. Kimi romanlarda ise anlatılan olaylar, hikayenin geçtiği zaman ve mekan ya da unutulmaz karakterleriyle tamamıyla bir şölende hissedersiniz. Üzerine yazarın hikayesine uygun tempolu anlatımı da eklenince okuma zevkiniz katlanarak artar. "Mr. Norris Aktarma Yapıyor" ikinci kategoriye giren bir roman, her şeyiyle bir şölen.
Hikayemiz iki dünya savaşı arasında Berlin'de geçiyor. (Zaman ve mekan tamam)
Başkarakterimiz William Bradshaw, Berlin'de Alman öğrencilerine İngilizce özel ders veren bir genç. Berlin'e giden trende çok ilginç bulduğu bir beyefendiyle Mr. Norris ile tanışıyor. Trende öylesine başlayan sohbetleri dostluğa dönüşürken Bradshaw ile birlikte biz okurlar da Albert Norris ismindeki bu ufak tefek, ilginç beyefendi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. (Karakterler ve olay da tamam)
Bir yandan Albert Norris'in ne işler peşinde olduğunu öğrenmeye çalışırken diğer yandan bir dönüşümün arifesinde olan Berlin'in o dönemki çılgın yaşantısına göz atıyoruz. Yükselen politik mücadele, bir yabancının gözünden anlatılıyor. Bradshaw, dostu Albert'in maceralarına dahil olurken kendini Almanya'nın politik değişiminin isteksiz gözlemcisi olarak buluyor. Biz okurlar da görece kısa romanda Bradshaw'a eşlik ediyoruz. Norris'in hakkındaki iddiaların aslını merak ediyor; öte yandan zaten sonunu bildiğimiz hikayeyi, hikayenin geçtiği zaman orada olan, ancak ne olduğunu tam olarak anlayamayan birinin gözünden okuyoruz. Finalde Berlin dönüşüyor, Bradshaw dönüşüyor, okuduğumuz karakterlerin büyük bir kısmı dönüşüyor.
Mr. Norris?
Eh, o aktarma yapmaya devam ediyor diyebiliriz.
Sanırım.
Teselli Puanı: 5/5
24 Eylül 2025 Çarşamba
Bir Ceket Vakası
Merhaba.
Eski öykülerimle karşılaşmaya devam ediyorum. Bu sefer Google Drive'ımı kontrol ettim ve tamamlayıp yayınlamak amacıyla dergilere gönderdiğim iki öykü buldum. Bunlardan "Bir Ceket Vakası" başlıklı olanı birazdan okuyacaksınız. Bunu dergilere gönderip göndermediğimi hatırlamıyorum, tıpkı öyküde ne olduğunu hatırlamadığım gibi. ChatGPT'ye öyküyü yükledim, fazla beğendi. Biraz sıkıştırınca o kadar da iyi olmadığını kabul etti. Benim için daha iyisini yazabilirmiş. Belki bir ara deneriz.
İyi okumalar dilerim.
- Siz inin. Ceketimi vestiyerden alıp geliyorum.
Onlar merdivene doğru yönelirken, ben yönümü tam ters istikamete çeviriyorum. Vestiyerden ceketimi alacağım. Bu sırada onlara sigara içmeleri için zaman tanımış olacağım. Aramızda daha önce üzerinde müzakere edilmemiş, hatta hakkında hiç konuşulmamış bir anlaşma bu. Onlar, benim yanlarında olmadığım zamanlarda sigaralarını içecekler; ben ise onlara bu zamanı tanıyacağım. ''Kendilerine ait bir zaman.'' Onlar öyle diyor. Ben ise ''Zehirlenme zamanı.'' diyorum. Ama aramızdaki -yine üzerine hiç konuşmadığımız- centilmenlik anlaşması gereği, bu düşüncelerimi kendime saklıyorum. Şimdi de aynı şeyi yapıyorum, anlaşmaya uygun davranıyorum. Vestiyerden ceketimi alana kadar geçecek zamanda onlar, yalnızca kırk beş dakika tütünsüz kalmalarının acısını çıkaracaklar. Sonra hep birlikte arabaya binip eve döneceğiz. Üzerlerine sinmiş tütün kokusu da bize eşlik edecek. Bundan rahatsız olsam da sesimi çıkarmayacağım, hassas bir anlaşmanın selametini düşünen vakur bir devlet gibi davranacağım. Görmezden, duymazdan geleceğim.
Vestiyer bölümüne doğru ilerliyorum. Salondan ilk çıkanlardan olmanın verdiği rahatlık üzerimde. Onlar, ''Sahneye bu kadar uzak bir yerden almasan olmaz mıydı?'' diye sormuşlardı. Ne kadar da mantıksız bir soru. Ama onlar, benim gibi her konu üzerinde enine boyuna düşünmedikleri, etkinlikleri bir bütün olarak planlamadıkları için böyle sorular sormaları normal. Onlar etkinliğin ufak bir parçasına odaklanıyorlar, hayatın bütün yönlerine yaklaştıkları gibi. Ben ise, her bir detaya gereken önemi veriyorum. Çünkü vermezsem, çorbaya giren bir sinek gibi o detay da midemi, etkinliğe katılanların da midesini elbette, bulandıracak. Sahneyi en iyi gören yeri seçmem, seçeneklerden bir tanesi. Hatta pek çok kişiye göre, ideal seçenek. Ancak salondan bir an önce çıkmayı, vestiyerden ceketimi almayı, Ankara soğuğunda onları bir sigara içimlik süreden daha fazla bekletmemeyi de dikkate alınca seçilebilecek en iyi yerin, en arkanın iki sıra önü olduğu açıkça ortaya çıkıyor. Tam kapının önündeki koltukları da alınca, daha en öndekiler koltuklarının önünde rahatsız bir şekilde ayakta dikilirken vestiyere varmış, bankonun üzerindeki zile basmış oluyorsunuz.
Ding!
İlk zilin ardından kimse gelmiyor. Oyunun bu kadar kısa sürmesini kimse beklemiyordu herhalde. Ding! Bankonun arkası boş, görevliler de ortalıkta görünmüyor. Halbuki oyunun ne kadar süreceğinden haberdar olmaları ve ona göre yerlerine geçmeleri gerekir. Ding! Hem ne acayip bir oyundu öyle. Hiçbir şey anlamadım. Oyunun adı Bir Ceket Vakası, ama kırk beş dakika boyunca o meşhur ceketi göremedik. Ceket de ceket diyip durdular, izleyenleri merakta bıraktılar. Sonra bir anda perde kapandı. Modern sanat buysa, ben bu sanatın seveni olamayacağım. Ding!
Bir anda uzunca bankonun altından önce bir kırmızı fes, ardından da o fesin sahibi baş uzanıyor. Ağır çekimde bütün vücudu, uzunca bankoyu bile kısa gösterecek şekilde yükseliyor. Oldukça uzun bir adam. Kafasındaki fes, gömleğinin üstündeki kırmızı yelekle oldukça komik durabilirdi, eğer bu kadar uzun olmasaydı. Ancak şimdi, yalnızca tuhaf duruyor; sanki bankonun arkasına ait değilmiş gibi. Oldukça tuhaf duruyor.
- Buyrun, efendim. Nasıl yardımcı olabilirim, diye soruyor.
- Ceketimi almak istiyorum, diyorum.
- Elbette, ceketinizi alabilirsiniz. Şu sepete bir numaralı fişi bırakın lütfen.
O, elini uzatıp göremediğim bir yerden sepeti çıkarıp bankonun üzerine koyarken ben de istemsizce ceplerimi, ardından cüzdanımı karıştırıyorum. Bir numaralı fişi arıyorum; hiç sahibi olmadığım, hatta saniyeler öncesine kadar varlığından haberdar dahi olmadığım fişi. Ama kırmızı feslinin sesi, benim o fişin sahibi olduğumu inandığını göstermekte o kadar başarılı ki bir süre, ben de fişin sahibi olduğuma inanıyorum ve tekrar tekrar ceplerime bakıyorum. Ceplerimde önce fişi - ki ısrarlı çabama rağmen eylemin başarısızlıkla sonuçlanacağı aşikar, ardından fişi bulamamanın verdiği tedirginlikle hiç fiş almamış olma ihtimalimi arıyorum. Kırmızı fesli, istifini bozmadan bütün bu anlamsız çabamı izliyor. Birkaç kez, son üçü çok kısa aralıklarla olmak üzere göz göze geliyoruz. İşi beklemek olan ve bazen bu beklemeleri gerçekdışı bir hal alanların her zaman yaptığı gibi, işi beni beklemek değilmiş gibi davranıyor. Her geçen saniye biraz daha utanca battığım için nefes almak için ağzımı açıyorum:
- Sanırım kaybetmişim, bulamıyorum.
Birden telaşlanıyor:
- Nasıl olur efendim, bir numaralı fişi vermeden size ceketinizi nasıl teslim edebilirim?, diye öyle bir soruyor ki şu an hayatının eksik parçasının o bir numaralı fiş olduğuna inanıyorsunuz. Üzülüyor, hayal kırıklığına uğruyor, ama konumu nedeniyle yalnızca dudağını bükebiliyor. Böylece ancak yeterince şımartılmış ve elbette yeterli dolgunlukta dudaklara sahip olan çocukların elde edeceği bir konuma erişiyor. Başı öne eğiliyor, dudakları yere bakıyor, her ne kadar bu manzara anlamsız gelse de kendimi kötü hissediyorum. Bir şeyler yapmam gerekiyor. Onu üzmek istemesem de içinde bulunduğumuz tuhaf durumdan çıkmak için bir yetişkine ihtiyaç duyuyoruz ve belli ki o yetişkin, benim. Bir yetişkin gibi davranıyorum:
- Doğrusunu söylemek gerekirse, bir numaralı fişe sahip olduğumu sanmıyorum.
Kollarını, sanki ona saldırmaya hazırlanmışım da kendisini bu saldırıdan korumak istermişcesine yüzünü kapatacak şekilde kaldırıyor. Bankodan uzaklaşıyor. Sol eli, alnına gidiyor. Büyük Rus romanlarında aşklarından yataklara düşen pek değerli hanımefendilerin kırılganlığıyla boynunu da bükerek sırtını dönüyor. Arkası bana dönükken omuzlarının hafif hafif titrediğini fark edebiliyorum. Kısa hıçkırıklar duyuyorum. İnsan, karşısındaki insanın ağladığını anlayınca buna sebep olmasa da üzülür hani; ben, işlerin nasıl bu hale geldiğini anlayamadığım için en basit tepkiyi bile veremiyorum. Ağzımdan bir kelime dahi etmeyen sesler çıkıyor. Biraz önce sarsıntısı daha da artan omuzlar, bir anda dikkat kulak kabartıyor. Kırmızı fesi taşıyan başı, sol omzunun üstünden hızlıca bana dönüyor. Gördüğünden memnun olmamış olacak ki yüzünü buruşturuyor. Yine de bana bakmayı sürdürerek bedenini de benden yana çeviriyor. Çatallı bir sesle, hemen omzumun üstünden salonun kapısına bakarak konuşuyor:
- Lütfen, bunun doğru olmadığını söyleyin. Bir numaralı fiş sizde değilse, kimde o halde?
- Bilmiyorum. Yalnızca ceketimi almak istiyorum. Lütfen ceketimi verebilir misiniz?
- Fişiniz olmadan size ceketinizi veremem efendim, diyor. Az önceki korku dolu gözleri bir anda kendisinden son derece emin birinin gözlerine dönüşüyor. ''Fişiniz olmadan (burayı özellikle bastırıyor) ceketinizi nasıl bulabilirim ki?''
Buna benzer durumlar için önlemimi çok önceden almış olduğum için bıkkınlıkla, otomatik bir şekilde sorusunu yanıtlıyorum:
- Göğüs kısmındaki sol iç cebin üzerine beyaz iplikle F ve K harfleri işlenmiş lacivert bir ceket. Bulmanız kolay olacaktır. Şimdi, kimse gelmeden ceketimi verebilir misin, lütfen?
Henüz bu cümleye soru işareti konulmamışken kırmızı feslinin yüzü, müthiş bir öfke ile kızarıyor. Vücudunun titremeye başladığını, ellerini zar zor zapt ettiğini görebiliyorum. Sinirle:
- Siz, diyor. ''Siz bunu benden nasıl istersiniz? Bir numaralı fişe sahip olmadan ceketinizi almayı nasıl teklif edersiniz? Siz, siz efendim, beni ne sanıyorsunuz?'' Soru işaretini, sıktığı yumruğunu havaya sallayarak kuvvetlendiriyor. İster istemez bir adım geri atmak zorunda kalıyorum. Kırmızı feslinin gittikçe teatral hale gelen hareketleri beni tedirgin ediyor. Durduk yere suratımın ortasına bir yumruk yemekten, ceketimi alamadan hastaneye gitmek zorunda kalmaktan, aşağıda bekleyenlerin ciğerlerini zehirlemelerine biraz daha izin verecek olmaktan korkuyorum. Mahcup bir şekilde:
- Özür dilerim, gerçekten özür dilerim. Ben sadece ceketimi istiyorum. Arkadaşlarım. Beni bekliyorlar. Aşağıda. Ceketimi alırsam. Yani, sizi de zor durumda bırakmak istemem. Sadece- Kırmızı fesli, elini ''geçiniz efendim bunları, geçiniz'' dercesine salladığında cümle kurma yeteneğimi de süpürüyor. Beni bu durumda görmüş olması, keyfini yerine getirmiş olmalı, dudağına soğuk bir gülücük yerleşiyor. Baştan aşağı beni süzdükten sonra:
- İçeride o kadar insan varken, size ceketinizi vermemi istiyorsunuz demek! Nasıl bir insansınız siz! Başkalarının sırasını çalacak kadar alçaldınız mı?, diyor. Tüylerim diken diken oluyor, ensemden aşağıya doğru bir soğukluk yayılıyor. Bunun fazla olduğunu söyleyen, azınlıktaki yanım anında susturuluyor. Karnımın ortasına yerleşen sıkıntı, çabuk bir darbeyle yönetimi eline geçiriyor. Stresin ne kadar kötü bir yönetici olduğunu bilirsiniz, yine aynı şey oluyor ve ne zaman alındığı bilmediğim bir ''ellerini birleştir, başını öne eğerek pişman olduğu göster'' kararını uyguladığımı görüyorum. Bu yetmezmiş gibi konuşmaya başlıyorum:
- Affedin beni, lütfen affedin, diyorum. Başımı olabildiğince eğerek daha önceden birleştirdiğim ellerime yaklaştırıyorum. Bir süre ikimiz de sessiz kalıyoruz. Ardından, biraz da boynumun ağrımasından dolayı başımı kaldırıp göz ucuyla kırmızı fesliye bakıyorum. Gözlerinde ne göreceğimden emin olamadığım için ürkerek attığım bu bakış, onun gözlerine yakalanıyor. Gözlerinin içinin parladığını görüyorum. Ona baktığımı fark eder etmez:
- Başınızı kaldırın lütfen, diyor son derece sıcak bir ses tonuyla. Sesinde eski bir dostun özlemle dolu o tanıdık yakınlığı var. Elini bana doğru uzatıyor. Terlemiş avuçlarımdan utanarak uzanan eli tutuyorum. Duygusal bir müzik yükseliyor. Kırmızı fesli elimi iki elinin arasına alarak soruyor:
- Ceketinizi vereceğim. Ama lütfen, merakımı mazur görün ve beni cevapsız bırakmayın. Siz, değerli beyefendi, evden çıkarken holün ışığını açık bırakan insanlardan mısınız?
Alkışlar...
Dakikalarca süren alkışlar..
Kırmızı fesli, önce bana sarılıyor. Kulağıma çok iyi olduğumu söylüyor. Sonra omuzlarımdan tutup çeviriyor. Salonun kapısının üzerindeki küçük bir ekranda yüzlerce insan bir şeyleri alkışlıyor. Kimisi ayağa kalkmış, kimisi başını sağa sola sallıyor. Kırmızı fesli önce reverans yapıyor. Ardından alkışlayarak beni gösteriyor. Bir yandan da konuşuyor:
- Beyefendi, siz prömiyerin yıldızısınız. Bu gece modern tiyatro, sizin performansınızın sayesinde eşsiz bir seviyeye ulaştı. Siz, dördüncü duvarı kırmakla kalmadınız, aynı anda yazarın hegemonyasına da son verdiniz. Yazdınız ve oynadınız. Bu gecenin gerçek yıldızı sizsiniz!
Alkışlar bir kez daha başlarken kırmızı fesli yanıma geliyor. Koluma girerek az önce reverans yaptığı yere kadar bana eşlik ediyor. Bir adım gerimde bekliyor. Küçük ekrandaki insanlar, alkışlamak için bir şeyler söylememi bekliyor:
- Ceketimi alabilir miyim, sigaraya ihtiyacım var.
23 Eylül 2025 Salı
Dava Dilekçesi
Merhaba.
Eski öykülerimle karşılaşmaya devam ediyorum. Bu sefer Google Drive'ımı kontrol ettim ve tamamlayıp yayınlamak amacıyla dergilere gönderdiğim iki öykü buldum. Bunlardan "Dava Dilekçesi" başlıklı olanı birazdan okuyacaksınız. Öyküye dair şunu hatırlıyorum. Yazma süreci oldukça keyifliydi ve öyküden çok memnundum. Büyük bir heyecanla, özgeçmişimi de ekleyerek öyküyü bir dergiye gönderdim. Dergiden gelen cevap kısaydı: "Güzel şaka, şimdi hikayeyi gönderin."
İyi okumalar dilerim.
16 Eylül 2025 Salı
Geçen Yıldan Akılda Kalanlar - II
12 Eylül 2025 Cuma
Geçen Yıldan Akılda Kalanlar - I
Liste Güncellemesi
Merhaba. Daha önce bir süredir uğraştığım kitap listesini paylaşmıştım ( tık tık ). Bir zamanlar adı "Genel Kamu Hukuku Dersinde Öneril...
-
Acısıyla tatlısıyla bir sınav döneminin daha sonuna geldiniz, tebrikler. Artık derin bir nefes alabilir, vize sonuçlarını beklemeye başlayab...
-
Yayıncı: Jaguar Kitap Çeviren: Finesa Xhibo Editör: Berk Çetin Sayfa Sayısı : 183 Okunacak kitap fazla, okumak için gereken zamanımız ise...
-
Editör: Burçak Başpınar Çevirmen: Nedim Gürsel Düzelti : Ebru Aydın Baskı Yeri/Tarihi : İstanbul/2018 Sayfa Sayısı : 237 Okunacak kitap fazl...
Etiketler
- 30
- 5. sezon
- abasıyanık
- Acı Bir Başlangıç Bu
- akaş
- akılda kalanlar
- aklıma geldi
- Aktarma Yapıyor
- alberto
- alberto manguel
- Alef
- Alef 1. Sezon
- alejandro zambra
- alıntı
- alıntılar
- alışkanlık
- alıştırma
- alper canıgüz
- altun
- American Fiction
- amerikan
- anı
- Ankara
- Ankara Kitap Fuarı
- anlamlar
- arada sırada
- Arctic Monkeys
- Asimov
- Aşk Romanları Okuyan İhtiyar
- Ata Demirer
- avunamayanlar
- Ayaşlı
- Ayaşlı ile Kiracıları
- Ayhan Geçgin
- B. S. Johnson
- Badem
- balina
- barış
- Barış Bıçakçı
- bartolomeo de las casas
- başlangıç
- Ben Claudius
- Berlin
- bıçakçı
- bildirim
- bilimkurgu
- bir
- Bir Ceket Vakası
- Birgül Ayman Güler
- borges'in
- Boşlukta Salınan Adam
- Bursa Bülbülü
- büyük
- büyük yolculuk
- Cadı Kazanı
- can
- can yayınları
- Carlos Fonseca
- Carlos Fuentes
- Carneiro
- ceket
- cem
- Cennetteki İlk Günüm
- Cennetteki İlk Günüm Bir Tık Daha İyi Olabilirdi
- Cenup
- cevap
- Christopher Isherwood
- Christy Malry'nin Dünyayla Hesabı
- Cixin Liu
- Claessen
- Claudius
- çalışmak
- çeviri
- Çocukluğun Sonu
- çöp kutusu
- Dag
- Dag Solstad
- dava dilekçesi
- Death Note
- değerlendirme
- deneme
- Devlet
- Devlet Bilimi
- Diederich Hessling
- dikkat
- dikkat eksikliği
- doctorow
- doğum günü
- Doruk
- dost kitabevi
- Duvar
- dünyanın
- dünyanın ilk günü
- Dünyaya Yeni Gelen Okurlar İçin
- Düşünce Özgürlüğü
- düşünceler
- edebiyat
- Editors
- eduardo galeano
- eleştiri
- Erken Devlet
- eser
- eskiciyan
- etgar
- Evernote
- evinde
- farklı
- faruk duman
- FMA
- Fol Kitap
- Franz Ferdinand
- fuar
- Fullmetal Alchemist
- garip
- geçen hafta
- geçen sene
- Ged
- gelecek tasviri
- Genel Kamu
- georges perec
- georgi
- geride kalan
- Gethen
- gezi
- Gibi
- giriş
- gizliajans
- go oyunu
- Go Ustası
- Go With the Flow
- gospodinov
- güncelleme
- günü
- güzel
- haber
- haberler
- hafta
- haftalık
- haftalık rapor
- Halva
- Harold J. Laski
- hayatta kalma rehberi
- Hayri Bey'in Gerçek Yangını
- Hayri Bey'in Yangını
- Heinrich
- Heinrich Mann
- Her Yerden Çok Uzakta
- Hessling
- Hızlandıkça Azalıyorum
- High Flying Birds
- hikaye
- Hillary Jordan
- hr
- hukuk
- hukuk fakültesi
- hukuk okuyanlar
- hukukçu
- Invincible
- iki
- iletişim
- İletişim Yayınları
- ilginç
- ilk
- inceleme
- İrade
- isahag
- İsmail Kadare
- İş Bankası Kültür Yayınları
- iş bankası yayınları
- İşsizler Okulu
- italo calvino
- Jaguar Kitap
- Jean-Louis Fournier
- Joachim Zelter
- John Brunner
- jorge
- jorge semprun
- Junot Diaz
- kalemi
- Kanada
- Kaplan! Kaplan!
- kaptan kanca
- Karanlığın Sol Eli
- kargo
- karşılaşma
- karşılaştırma
- kasvet
- Kawabata
- Kazkafanın Kitabı
- kazuo ishiguro
- keret
- keyif
- kırıntı
- kırıntılar
- Kimselere
- Kimselere Yar Olmayan Kuşlar
- Kiracıları
- kitap
- kitap seçmek
- kitap yorumu
- kitaplar
- Kjersti Skomsvold
- klasik sınav
- kont öderland
- konteyner
- kontrol
- kontrol kalemi
- kötü
- kötüokur
- Kralın Laneti
- kurgu
- kurmaca
- Kurt Vonnegut
- Kurtların Tarihi
- Kuşlar
- kürsü
- Laski
- Lawrence H. Keeley
- Lise Öğretmeni
- liste
- Lord of the Rings Online
- LOTRO
- maalesef
- maarif
- macera
- Machado de Assis
- makarna
- manguel
- Mann
- marguerite duras
- Marlen Haushofer
- max frisch
- medarı maişet motoru
- Memduh Şevket Esendal
- metis
- Metis Bilimkurgu
- metis yayıncılık
- Mezarımdan Yazıyorum
- moby dick
- Morrissey
- Mr. Norris
- Mr. Norris Aktarma Yapıyor
- Munich
- murathan mungan
- nasıldı
- Nick Haflinger
- nobel ödülü
- Noel Gallagher
- notlar
- notos
- odaklanma
- odaklanma problemi
- okuduklarım
- Okuma
- okuma listesi
- okuma önerisi
- okumak
- okuması gereken
- okunacak
- okur
- Olmayan
- Omon
- Omon Ra
- Oppenheimer
- Orta Dünya
- Oscar Wao'nun Tuhaf Kısa Yaşamı
- Otomatik Piyano
- Otopsim
- otuz
- oulipo
- Outdoor Boys
- oyun
- öbür
- ölüm hastalığı
- öneri
- öneriler
- örnek olay
- öykü
- öykücülük
- öyküler
- özet
- özgür
- paragraf
- paragraflar
- parça
- parçalar
- parçalar ve zerreler
- Pedersen
- Pelevin
- Philipp Blom
- Pluto
- Politikaya Giriş
- pratik
- pratik kur
- prens
- Queen
- Queens of the Stone Age
- ragtime
- rapor
- raymond queneau
- rehber
- rehber değil
- Robert Graves
- Robot Kadının Gizemi
- Rohan
- Roma
- Roma İmparatorluğu
- roman
- roman okumak
- rutin
- Rüyalar
- Rüyalar Sarayı
- sait faik
- sakıncalı
- salçalı
- Sarayı
- saturnin
- Saul Bellow
- Scavengers Reign
- seçememek
- seçim
- seçimler
- sedef betil
- sel
- sel yayınları
- selçuk
- selçuk altun
- semprun
- serbest
- serbest kürsü
- Sezen Ünlüönen
- Shogun
- sıkıntı
- sınav
- sınav dönemi
- sınav haftası
- sınavlar
- sipariş
- siren yayınları
- Skalnik
- solaris
- Solstad
- Son Adım
- Songbird
- soru
- soru çözümü
- sorular
- soundtrack
- stanislaw lem
- Stoned Jesus
- Şevket Süreyya Aydemir
- Şiddetin Tarihi
- Şok Dalgası Süvarisi
- tahlil
- takdim
- takvimi
- tarihi
- tatil
- tavsiye
- tavsiyeler
- Tebaa
- temizlik
- tercihler
- terk
- Terra Nostra
- test sınavı
- the Cardigans
- The Killers
- tıraşı
- Tokyo'nun Son Çocukları
- tuhaf
- Undone
- Ursula Le Guin
- Uyandığında
- uygar
- uygulama
- uzun
- uzun öykü
- uzun roman okumak
- uzun romanlar
- üç
- Üç Cisim Problemi
- ve günler yürümeye başladı
- Viktor
- Viktor Pelevin
- vize
- Yağmurun Elleri
- yakında
- yalçın tosun
- yalnızlık gittiğin yoldan gelir
- yapı kredi
- Yar
- Yasunari
- Yasunari Kawabata
- yayın
- yayınlanmamış
- yazı
- yedi
- yeni
- yeni yıl
- Yerdeniz
- yerlilerin gözyaşları
- yky
- yolculuk
- yorum
- yukio mişima
- zaafı
- Zafer
- Zafer Doruk
- zdenek jirotka
- Zeki Hafızoğulları
- zerreler
- zor


