rapor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rapor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2024 Pazartesi

Odaklanma Üzerine Bir Haftalık Rapor

Günaydın.

Bir Youtube kanalından bahsederek başlamak istiyorum: Acepe. Bu kanala ilk olarak canım eşimle çalışırken ne dinleyeceğimize karar veremediğimiz o klasik anların birinde denk geldik. "Stoacı Ambiyans Müziği" adı verdiği, her başlığında ayrı bir motivasyon cümlesinin yer aldığı birer saatlik parçalarında, esasında çok da numara yok. Tekrar eden temposuyla odaklanmanıza yardımcı olduğunu iddia ediyor. Yalnız videoların isimleri gerçekten insanı motive ediyor: "Yağmurda dövüşeceksen fırtınada antrenman yap" gibi bir başlıkla karşılaşınca insan önce şaşırıyor, sonra ister istemez merak ediyorsunuz. Bu merak ve biraz da şakayla tıkladığımız videodan sonra kanalda bolca vakit geçirdim. Hatta birkaç haftası sürekli olmak üzere, şu anda aralıklarla çalışırken arka plana açıyorum. Dikkatim, artık eskisi kadar olmadığı için, en azından diyorum, şarkı bitene kadar dikkatimi vererek çalışayım. İlginç bir şekilde işe yarıyor.

Ah, ah! Eskiden böyle miydim? Üniversitede bir oturdum mu, ufak molalar dışında, saatlerce çalışabilirdim. Şimdi bırakın saatlerce çalışmayı, yalnızca bir (1) (BİR!) saat verimli çalışabildiğimde mutlu oluyorum. Bir saat odaklanabilmem için de arkada müzik çalıyor olması gerekiyor, halbuki eskiden kütüphaneleri bile gürültülü bulduğum olmuştu (Kütüphanelerde verimli çalışmak isteyenlere hızlı bir tavsiye: Bir tıp öğrencisinin yanına oturun. Ben hayatımda bu kadar moral bozucu bir durum deneyimlememiştim. Özellikle kendinizi iyi çalışan biri olarak görüyorsanız bir tıp öğrencisinin yanına oturun ve o mola verene kadar mola vermemeye çalışın).

O odaklanma gücünün nerede koptuğunu düşünüyorum. Mezun olur olmaz kaybetmedim o gücü, çünkü yüksek lisansa hazırlanırken veya yüksek lisans sırasında da odaklanabildiğimi anımsıyorum. Dilimden düşürmediğim, hatta yaptığım süreden daha uzun süre hakkında konuştuğum kısa avukatlık maceramdan şüpheleniyorum. Telefonlar, müvekkil adaylarıyla görüşmeler, toplantılar, duruşmalar, icra dairesinde bekleyen işler vs. bir dilekçeye odaklanmamı engelliyordu. İşte burada yavaş yavaş kaybetmiş olmalıyım. Çünkü yüksek lisans tezini yazmak için işi bırakınca, tezin başına oturmak o kadar zor olmuştu ki gün içinde salon-yatak odasını arasını defalarca değiştirmem gerekmişti. Gerekçem de şu çok basit, ancak kendimi kandırmaktan başka işe yaramayan şu gerekçeydi: Tebdil-i mekan da ferahlık vardır. Böyle böyle kandırdım işte kendimi. Koltuktan, yemek masasına, oradan yatağa, en son tekrar çalışma masasına... Heba oldum.

İşin tuhafı o zamanlar henüz bu gücün kırıntıları duruyordu. Tükenmeye yakındı ancak oradaydı. Ben de belki gücümü toplayabilirim diye uğraşıyordum. Kimi güzel kitaplar, romanlar, diziler, filmler ve benzer işlerle odaklanma problemi yaşamadan ilgilenebiliyordum. "Her Yerden Çok Uzakta"yı ilk okuduğum zamanı hatırlıyorum. Elimden bırakamamış ve bir günde bitirmiştim. Bulunduğum mekandan soyutlandığımı, soluksuz kaldığımı ve kitabın beni hoş bir baş ağrısıyla uğurladığını hatırlıyorum. Geçen hafta tekrar okudum. Yine mekandan soyutlandım, soluksuz kaldım, bitirince tatlı bir baş ağrım oldu. Ancak bu sefer kitabı bitirmem üç gün sürdü.

Bir önceki paragraftan sonra kolaya kaçıp "canım, demek ki kitap o kadar da iyi değilmiş, abartmışım" diyebilirim. Aradan geçen yıllarla beraber değiştiğimi söyleyebilirim. Değiştim, o kısım doğru. Ancak bu kitaptan aldığım zevki azaltmadı. Hala Le Guin'in en iyi işlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Her okumamda ayrı noktalarına hayran kalıyorum. Değiştim, çünkü artık o odaklanma gücüm yok. En iyi eserlerde bile -ki haftalık raporlara bakarsanız, yakın zamana kadar hoşuma giden pek çok kitap okudum- birkaç sayfa okuduktan sonra dikkatim dağılıyor. "Gibi"nin muhteşem devam eden sezonunun ilk "eh işte"lik bölümü "Leopar Ve"yi izlerken de on dakika sonra dikkatim dağıldı, birkaç dakikalık kısmı geri almak zorunda kaldım. Hatta "Shogun"un müthiş dokuzuncu bölümünde bile bir gidip geldim. Bazen çalışırken kendimi satırları takip ederken yakalıyorum, halbuki zihnimde bambaşka bir gündem var.

Sağlıklı değil, hiç sağlıklı değil. Bir şeye tamamen kendimi vermek, bütün dikkatimi o an neyle uğraşıyorsam ona hasrederek saatlerin gelip geçtiğini bilmemek, tükenmiş bir halde masadan kalkmak istiyorum. Bunu herhangi bir dış yardım almadan yapmak için öncelikle uzun bir çalma listesi deneyeceğim. Hafta sonu biraz bu konu üzerinde düşündüm. Eğer durumumda kayda değer bir iyileşme varsa önümüzdeki hafta okursunuz. Eğer okumazsanız, lütfen, bana da konu hakkında soru sormayın.

Şimdi gitmem lazım, bir sunum ve ders notu hazırlamam lazım. 

Satır aralarında haftamın nasıl geçtiğini görebiliyorsanız, o yüzden rapor yazma rutinine devam ettiğim konusunda kendimi iyi hissedeceğim.

(Bitirirken not: İlk paragrafın neden "İki Yana Yasla" komutuna uymadığını bilmiyorum. Yazının herhangi bir başka yerine yapıştırılınca sorun olmuyor, ancak ilk paragrafta katiyen düzelmiyor. Kendimi iyi hissetmeye devam edeceğim, ancak bu ufak sorun ufak bir çizik attı.)

12 Şubat 2024 Pazartesi

Haftalık Rapor 6

Merhaba.

Ekran saatime ilişkin net bir veri alamadığım bir hafta başlangıcı ancak hislerim, geçen haftanın ekran süresinde kayda değer bir iyileşme olmadığını söylüyor. Yine de çok üzgün değilim. Verimli bir hafta geçirdiğimi düşünüyorum. En azından zihin açan eserler tükettikten sonra gelen o hazla doluyum. Kongrenin ölü zamanını değerlendirebilmeyi başardım. Bu yüzden bu hafta daha az şikayet edip rapor kısmına hızlıca geçmeyi planlıyorum.

Geçen haftaya kötü başlayıp haftayı son derece iyimser, mutlu bitirmiştim. Ülke bir hız treni gibi sürekli farklı duyguların zirveleri ve dipleri arasında dolaştırdığından bu haftaya dair bir öngörüde bulunamıyorum. Üstelik o hız trenlerindeki güvenlik önlemleri gibi, iyice kuşatılıyoruz ki gündeme maruz kalmamayı başaramayalım. 

Neyse efendim, rapor şu şekilde.

Ne Okudun?

Bu hafta, Birgün Ayman Güler'in "Devlet Bilimi" kitabına nihayet başlayabildim. Devleti konu alan disiplinlerdeki ortak paradigmayı eleştiren, göçebe devletler üzerine düşünen ve farklı bir konumdan bakan bir kitap. Yavaş yavaş, bol bol notlar ve ek notlar alarak, kaynakçasındaki eserleri ileride okumak üzere kaydederek okuyorum. Yeni hafta da beraber olacağız. Ancak izleri kalacak.

Kurgu alanında ise iki kitap vardı. Haftaya Kjersti Skomsvold'un "Hızlandıkça Azalıyorum" romanıyla başladım. Eşi Epsilon'un ardından tek kalan yaşlı Mathea'yı okuyoruz. Tuhaf baş karakterimiz Mathea yer yer komik, eğlenceli, haşarı ancak kimi zaman da oldukça kasvetli. Özellikle sonlara yaklaştıkça satır aralarında, o hoş mizahı biraz kazıdığınızda karşılaştıklarınız canınızı sıkabilir. Son derece başarılı bir roman.

Haftanın devamı, belki de ilk romandan daha da hoşuma giden bir kitapla devam etti: Viktor Pelevin'in "Omon Ra" isimli kitabıyla. Üzerinde düşündükçe daha da hoşuma giden kitap hakkında iki gün önceki düşüncelerim için tık tık.

Pazartesiyi yarılamışken henüz elimde bir kitap yok. Ne okumak istediğime dair birkaç düşüncem var ancak kitapçıya gitmeden, evdekileri tekrar karıştırmak istiyorum.

Ne İzledin? 

Bu kısım boş kalabilir, hatta birkaç hafta önceki rapor gibi "Ne Dinledin?" kısmı ile birleştirilebilirdi. Ancak pazar günü "Scavengers Reign" izlemeye başladım. 8. bölümden sonra kendimi zorla durdurabildim. Müthiş bir iş. Bir yandan gerim gerim geriyor, bir yandan merak uyandırıyor ve yetmezmiş gibi insana, insanın doğayla olan ilişkisini düşündürecek şeyler söylüyor. "Body-horror" daha önce izlemediğim bir türdü, bu dizinin de bu türün en başat örneklerinden biri arasına gireceğini sanmıyorum. Ancak beni şaşırtan bu kadar tedirgin olmayı beklememem oldu. Artık bir yerim kaşındığında dahi rahatsız hissediyorum.

Ne Dinledin?

Haftaya harika bir aşk şarkısıyla başladım: Oasis'ten "Songbird". Gözümden kaçtığına şaşırdığım bu kısacık şarkı, iki günümü doldurdu. Haftanın devamında ise tuhaf bir yolculuk gerçekleştirdim, Fikret Kızılok'tan Morrissey'e vardığım bir yolculuk. Arada Selda Bağcan'a da uğradım. İyiydi.

Bu hafta da böyleydi, haftaya görüşürüz.

29 Ocak 2024 Pazartesi

Haftalık Rapor 4

Vizelerden sonraki ilk günden selamlar. Şimşek gibi geçip bünyede dayak yemişcesine bir etki bırakan iki haftanın ardından ilk defa saat 10:00'da sınav nöbetinin olmadığı bir güne uyandım. Sınav haftasının diğer işleri erteletmesi acılarını çıkarıyor. Bir hafta sonra başlayacak ikinci dönemde yapılması gereken çok iş var. Üstelik sınavlarla geçen iki haftanın getirdiği bir hamlama da mevcut. Vücut sınav nöbeti tutmaya, kendini toparlamaya çalışmaya ve sohbete alıştığından tekrar oturup çalışmak biraz zaman alıyor, alacak. Telefonuma geçen haftanın ekran verileri gelmediği için ilerleme durumumu bu hafta paylaşamıyorum, ancak biraz daha dikkat ettiğimi söyleyebilirim. Üzerine bir de bu haftanın temposu eklenince ekran sürem azalmış olmalı. Ancak tempo, ne yazık ki geçen haftayı da etkiledi. Kısır bir haftanın raporu şu şekilde:


Ne Okudun?

Laski'nin Türkçe yayınlanan diğer kitabı "Politikaya Giriş"i okudum. Böylece Türkçe yayınlanan metinleriyle başladığım yolculuğun diğer adımına geçiyorum. Gözüme kestirdiğim bir eseri var, hazırlamam gereken bildirilerin ardından Laski'ye kendi dilinde merhaba diyeceğim. Acelem yok, Laski'yi yavaş yavaş, keyif alarak ve zamanında yazdıklarına şaşırarak okumak, artık konfor alanı diyebileceğim bir etkinliğe dönüştü. Siz de başlamayı düşünürseniz "Politikaya Giriş"in Eric Hobsbawm tarafından yazılan giriş kısmını okuyun. İlginizi biraz olsun çekerse, çekinmeden devam edin.

Bu haftanın romanı geçen hafta başladığım Dag Solstad'ın "Lise Öğretmeni Pedersen'in Ülkemize Musallat Olan Büyük Siyasi Uyanışa Dair Anlatısı"ydı. Çok az okuyabildim, okuduğum kısmın büyük bir bölümünü de dün okuyabildim. Hatırladığım Solstad'tan çok daha hoşuma gitti. Kolay okunmayan bir biçimde yazılmış olmasına rağmen elime alabildiğim az zamanda bırakmakta zorlandım. 

Ne İzledin? Ne Dinledin?

O kadar kısır bir haftaydı ki bu iki başlığı bu haftalık -umalım ki sadece bu haftalık- birleştirdim. Doğru düzgün bir şey dinleyemediğim gibi düne kadar kayda değer bir şey izleyemedim de. Yalnızca dün, haftamı kurtaran kutsal pazar günü Prens'in kalan iki bölümünü izledim. Giray Altınok, elbette diziyi sırtlıyor ancak elçi Sangu da izlemesi oldukça keyifli bir karakterdi. İkinci sezona kadar ara ara açıp izlerim.

Bu hafta da böyleydi, haftaya görüşürüz.

8 Ocak 2024 Pazartesi

Haftalık Rapor

Her pazartesi telefonumdan geçen haftanın sağlık verilerini içeren raporu alıyorum. Uyku düzenim, ekrana bakma sıklığım, kullandığım programları kaçar saat kullandığım vs. üzerine can sıkan bir sürü veri. Az uyuyorum, ekrana sık ve çok bakıyorum. Telefon ekranına bakmadığım zamanların büyük bir kısmını bilgisayar ekranına bakmakla geçirdiğimi bilmeyen telefonuma karşı mahcubum.

Bu haftanın verilerine bakarken "Bunu," dedim, "bir şeye dönüştüremez miyim?". Bu bildirim, hayatımda bir şeyleri değiştirmem gerektiğini söylüyor. Daha fazla uyuyamam, ekrana daha az bakmaya çalışabilirim, bazı sık kullandığım (ama gereksiz) programları silebilirim. Ancak bunun da ötesinde bir şey arıyorum, yazmak için bir vesile arıyorum. O yüzden, her hafta başka bir rapor yazayım. Geçen hafta ne yaptın, ne okudun, ne izledin, ne dinledin tarzında. Klasik bir fikir işte, farklı bir numarası yok. Başlıyoruz.

Ne Okudun?

Bu hafta elimde birkaç akademik metin vardı. Oppenheimer'ın "Devlet"ini tekrar okuyorum. Bir yandan R. Carneiro'nun "The Circumscription Theory:A Clarification, Amplification,and Reformulation" ile "A Theory of the Origin of the State" makaleleri de benimle gezdi. Bu üçü, esasında iki-üç hafta önceki bir okumanın, Lawrence H. Keeley'nin "Uygarlıktan Önce Savaşlar-Barışçıl Vahşi Miti" isimli kitabının yankıları. Bir makale zihnimde oluşmaya başladı. Umarım içime sinen bir çalışma ortaya çıkacak.

Haftanın başında Şevket Süreyya Aydemir'in "Suyu Arayan Adam"ını bitirdim. Bitirdikten sonra bloga yazma isteği, bloga tekrar yazmama vesile oldu. Her ne kadar Aydemir hakkındaki yazma fikri şimdilik -Tek Adam ve İkinci Adam da okunana kadar- ertelenmiş olsa da okurken aldığım keyif ve bloga dönmeye teşvik etmesi açısından minnetle anacağım bir eserdi. Haftanın ortasından sonra Ayhan Geçgin'in "Bir Dava"sına başladım, dün bitirdim. İlk defa okuduğum Ayhan Geçgin için kesinlikle bir Kontrol Kalemi bölümü gelecek. Ancak esas önerilen kitabını bitirdikten sonra (Gelecek haftanın spoiler'ı).

Ne İzledin?

Yeni bir şey yoktu. Canım eşim, iş arkadaşlarından Death Note'u duyup izlemeye karar verince ona eşlik ettim. İlk amacım, ilk defa Death Note izleyen birinin tepkilerini, yorumlarını izlemekti. Özellikle malum bölüm geldiğinde vereceği tepkiyi merak ediyordum. Ancak kendimi diziye kaptırdım. Canım eşim de kaptırınca hızlıca malum bölüme kadar geldik. Sonrasında tempomuz -haliyle- biraz düştü, ancak sanırım bu hafta bitiririz.

Ne Dinledin?

Hafta boyunca (yine) The Smiths en çok çalandı. Ardından The Strokes, Oasis ve Jakuzi vardı.

Ozan Gündoğdu'nun podcasti Trend Topic, Sokrates'in Londra Merkez'i ve Cengiz Çevik'in müthiş Roma içerikleri de hafta boyunca -çoğunlukla ev işi yaparken- benimleydi.


Rapor bu şekilde. Haftaya görüşürüz.

Bir Başka Yılın Dökümü

Merhaba. Daha önceki senelerde, bir sene boyunca okuduğum kitapları kaydetmeye karar vermiştim. Böylece her sene 7 Ağustos'ta bir liste ...