öneriler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öneriler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2025 Cuma

Geçen Yıldan Akılda Kalanlar - I

Son yazıda geçen sene boyunca ne okuduğumu paylaşmış ve "30 Yaşında Okuduklarım" listesi üzerine bir süre konuşacağımı söylemiştim. Aradan geçen bir aydan uzun zamanı düşündüğümüzde bunu yapmadığımı fark etmişsinizdir. Yapamadım, zira yoğundum.
Hala yoğunum, yapılması gerekenler listemde pek çok farklı konuda, pek çok farklı madde var. Kaldı ki listenin kimi maddelerinde zaman sınırı var ve bu durum benim elimi daha da zorlaştırıyor. Ancak geçen yıldan aklımda kalanlar hakkında yazamıyor olmak canımı oldukça sıkıyor. Bu nedenle ufak ufak da olsa yazayım diyorum. Kaç bölüm sürer, bilmiyorum ama geçen seneki okumalarım hakkında konuşmaktan sıkılana kadar devam ederim diye umuyorum. Hadi, başlayalım (Bu noktaya kadar gelip hala neden bahsettiğimi anlamayanlar, buradan buyrun).

Liste içinde ufak listeler oluşturmayı düşünüyorum. Ufak listeler, birkaç kurala tabi olacak. İlk olarak yalnızca beş kitapla sınırlı olacaklar. Galiba başka kural yok, en azından şimdilik.
İlk listede, okuduktan sonra bir süre etkisinden çıkamadığım kitapları sıralıyorum. Ancak bu sıralama tamamen okuma zamanıma göre. Yoksa üzerine detaylıca düşünüp hangisinin etkisinden daha uzun süre çıkamadığımı düşünmedim. 

5. Yiyun Li - Kazkafanın Kitabı
4. Richard Ford - Kanada
3. Will Heinrich - Kralın Laneti
2. Javier Marias - Acı Bir Başlangıç Bu
1. Emily Friedlund - Kurtların Tarihi

Bu kitaplar arasında, etkilerinden uzun süre çıkamamam dışında bir ortaklık bulunabilir mi? Biri hariç (Acı Bir Başlangıç Bu), diğerlerinde hikayenin merkezinde çocuklar var. Anlatıcının çocuk olmadığı bir örnekte dahi (Kralın Laneti) esasında hikayenin ateşleyicisi çocuk. Doğal olarak bu çocuklar büyüyor ve biz okur olarak bu büyümeyi okuyoruz. 

Biri hariç (yine Acı Bir Başlangıç Bu) kitaplardaki esas mekan, şehirden uzak yerler. Taşra demek istedim, hatta birkaç kez yazıp sildim ancak tam olarak taşra diyemeyiz. Taşrayı akılda tutarak alışıldık şehir yaşantısından uzak yerler diyeyim ve geçelim.

Esas benzerlik ise listedeki kitapların tamamının okuru zor sorularla baş başa bırakması. Bazı kitaplar bu zor soruları okuması zor sahnelerle destekliyor. Bundan kastım, yazarların sahneyi yazma biçimleri değil. Anlattıkları sahnelerin insanın karşılaşmak istemeyeceği sahneler olması. Özellikle Kurtların Tarihi ve Kralın Laneti, böylesi zor okunan sahneleri metne çok etkileyici biçimde yerleştirmeyi başarmış kitaplar. Diğer üç kitap, bu ikiliyi bir adım geriden takip ediyor ancak o kitaplarda da okurken ara vermeyi isteyeceğiniz bölümler bulunuyor. Ancak ara vermek, zor bir karar. Çünkü bir an önce okumak, kitabı bitirmek istiyorsunuz.  Beşli kısa listemizin en önemli benzerlikleri burada yatıyor.
Bu beş kitap da iyi yazılmış kitaplar, bu nedenle okumayı bırakmak çok zor oluyor.

Görüşmek üzere.

13 Mayıs 2024 Pazartesi

Yeni Bir Haftalık Rapor, Son Kez Terra Nostra (Liste İlavesiyle)

Yeni bir haftadan selamlar. Bu aralar bildirileri yetiştirmeye çalıştığım için haftamın ve enerjimin çok büyük bir kısmını yazmaya ayırıyorum. Bu nedenle okuma, izleme, dinleme işleri geri planda kalıyor. Bildiğiniz üzere birkaç haftadır "Terra Nostra " okuyorum, hem de büyük bir keyifle (Korkmayın, bu sefer kitabı çok az öveceğim). Geçen hafta kitabın ilk bölümünü bitirirken "İkinci Ahit" isimli müthiş bölümünü okudum. Feodalizmin çöküş zamanlarında bir senyör, bir saray çalışanı, bir de tüccar arasındaki tartışmayı işleyen bölüm beni net bir şekilde ikna etti. Kitabı, bir zamanlar adı "Genel Kamu Hukuku Dersinde Önerilebilecek Kitaplar" olan, ancak sonradan adını kaybeden listeme eklemeye karar verdim. Hem bu vesileyle, bir süredir yapmak istediğim, listeyi güncelleme işini de halledebilirim. Listenin ilk hali şu şekildeydi:

Listenin tamamlandığı gafletine düştükten sonra zamanla birkaç eser daha burada yer alma konusunda beni ikna etti. Robert Graves'ten "Ben, Claudius"; Monika Maron'dan "Uçucu Kül", Şevket Süreyya Aydemir'den "Suyu Arayan Adam", Dag Solstad'tan "Lise Öğretmeni Pedersen'in Ülkemize Musallat Olan Büyük Siyasi Uyanışa Dair Anlatısı", Sophie Mackintosh'tan "Mavi Bilet", Hilary Jordan'dan "Uyandığında", Marlen Haushofer'dan "Duvar" ve Ursula K. Le Guin'den "Karanlığın Sol Eli", listeye Terra Nostra'dan önce giren diğer kitaplar oldu. Şimdilik son eser olan Terra Nostra ile listeyi kapatırken birtakım uyarılarda bulunmam gerektiğini fark ediyorum.
Liste, her liste gibi sübjektif. Tamamen benim okurken büyük keyif aldığım ve hukuk öğrencilerinin okumaları gerektiğini düşündüğüm kitaplardan oluşuyor. Elbette akla ilk gelen kitapları (Dava, öhöm) almak istemedim. Hukukla ilişkisi biraz daha silik olabilen, belki bu ilişkiyi aratacak kadar silik birkaç  kitap varken geleceğin hukukçularına belirli bir bakış kazandıracağını düşündüğüm kitaplar da var. Örneğin, "Biçem Alıştırmaları" gibi deneysel bir metin "şimdi hukukla ne alaka?" diye düşündürebilir. Ancak bir hukukçu metinlerle haşır neşir olacaksa -ki olacak-, bu kitabı da okuması gerekli, diye düşünüyorum.

Listede bolca bilimkurgu ve distopya var. Eğer bu tarz kitaplardan hoşlanmıyorsanız, üzülmeyin. Listede farklı kitaplar yine de ilginizi çekebilir. Bu tarz kitapları seviyorsanız, sizin için hoş bir seçki olacak. Özellikle feminist distopyalar, daha önce üzerine eğilmediğiniz konularda sizi, çok önemli tartışmalara çekebilir. Katherine Burdekin, Ursula K. Le Guin, Sophie Mackintosh, Hilary Jordan ve Marlen Haushofer'ın liste içinde bir liste olarak düşünebilir, ayrıca okuyabilirsiniz.

Kitapların mekan ve zaman aralığı da hoşuma gitmedi değil. Ortaçağ'dan itibaren hemen hemen her döneme ilişkin bir kitap var. Bununla beraber, Milli Mücadele dönemi Anadolusu'na Nazi Almanyası'na, Sovyetler Birliği'ne, İskandinav ülkelerine gitme şansına sahipsiniz. Çok uzak bir gelecekte, çok başka dünyalarda geçen müthiş bir seri dahi var. Listeyi oluştururken buna pek dikkat etmemiştim ancak çeşitlilik, iyi olmuş. 

İki öykü, bir tiyatro metni, bir OuLiPo metni, bir de kurgu-kurgu dışı birlikteliği içeren metin dışında kitaplar, görebileceğiniz üzere hep roman. Kimisi kolay okunur, kimisi ise biraz dikkat ve uğrş gerektirebilir. Hepsini okumak size kalmış, listeden birkaç kitap bile yeni okurlarla tanışsa benim hedeflerim gerçekleşmiş demektir.

Peki bu kitapları okuyunca ne olacak? Daha iyi bir hukukçu mu olacaksınız? Elbette, tek başına bu kitaplar sizi daha iyi bir hukukçu yapmayacak. Ancak şunu temin edebilirim, bu kitapları okuduktan sonra, okumadan önceki halinizden daha kötü bir hukukçu olmayacaksınız, olamayacaksınız. Zaten önemli olan da bu değil mi?

26 Ocak 2024 Cuma

Sınavlar İçin Tavsiyeler (Evet, Sınavlardan Sonra)

Acısıyla tatlısıyla bir sınav döneminin daha sonuna geldiniz, tebrikler. Artık derin bir nefes alabilir, vize sonuçlarını beklemeye başlayabilirsiniz. O da ne? Henüz sınav döneminiz bitmeden birkaç sınav açıklandı bile. Test sınavlarının yalnızca sizin için değil, hocalarınız için de avantajları var.  İşte onlardan birini görmüş oldunuz.
Notlarınız beklediğiniz gibi gelmedi. Halbuki siz yazmıştınız. Zaten çalışmıştınız. Belli ki hocanız zor sordu, anlatmadığı yerden sordu, vs. Ya da belki de kağıtları okumadı. Asistanına okuttu, rastgele puanlama yaptı, kağıtları havaya atıp ters düşenlere yüksek verdi. Belki de hoca size taktı. Zaten şüpheleniyordunuz, derste size kötü kötü bakıyordu. Aa, derse gelmediniz. O zaman derse gelmediğiniz için de takmış olabilir. Bunların hepsini düşündünüz, düşündükçe daha da ikna oldunuz ve hocaya e-posta atmaya karar verdiniz. Ama nasıl yazacağınızı bilmiyorsunuz. Doğru yerdesiniz. Sizin için aşağıya bir örnek bırakıyorum:

"Merhaba Sayın Hocam,
Ben X dersini alan (hocanızın birden fazla dersi olabilir) X. Sınıftan (bu dersler farklı sınıflar için olabilir) X numaralı (hocanızın yüzlerce öğrencisi olabilir) X'im (kağıdınızın daha kolay bulunmasına yardımcı olur). Geçen günkü vize sınavından çok düşük aldım. Halbuki çok çalışmıştım. (Bu noktada bir karar vermeniz gerekiyor, e-postanın tonu nasıl devam edecek? Ben seçenekli olarak yazıyorum, siz hislerinize uygun olanı seçebilirsiniz)
A. Kızgınsanız: Emeklerimin karşılığını alamadım. Bu kadar zor sormak zorunda mıydınız?
B. Çok Kızgınsanız: Bu kadar zor sormak adaletsizlik. Zaten kağıtları sizin okuduğunuzu da düşünmüyorum.
C. Üzgünseniz: Bu kadar düşük almayı beklemiyordum. Acaba kağıdıma tekrar bakabilir misiniz?
D. Çözüm Odaklıysanız: Acaba uygun olduğunuzda hatalarımı sormak için yanınıza gelebilir miyim?
(Bu seçeneklerden birini seçtiniz ve devam ediyorsunuz.)
İyi günler dilerim, 
X"

A ve B seçeneklerinin işe yaramayacağını tecrübeyle söyleyebilirim. Sinirinizi atmada faydalı olabilir ama finallerde, hele de düşük aldığınız vizelerden sonra, daha iyi sonuçlar almanıza yardımcı olmaz. O halde ne yapmalısınız? Gelin, pek fena olmayan bir öğrenciden, hukuk sınavlarına dair öneriler alalım.

Bir klişeyle başlayalım: Düzenli çalışmak.
İkinci dönemin ikinci haftası çalışmaya başladığım dersler vardı. Siz böyle yapmayın. Tekrar ediyorum, SİZ BÖYLE YAPMAYIN. Üniversitedesiniz, elbette eğlenecek, alabiliyorsanız hayattan keyif almaya çalışacaksınız. Ancak hemen başlamasanız da çalışma bir kenarda sizi bekliyor, bekledikçe de hacim kazanıyor. Özellikle bazı derslerde (her sınıf için bilirsiniz o dersleri), erkenden çalışmaya başlamakta fayda var. 
Bir klişeyle devam edelim: Sabahlara kadar çalışmak.
Bütün bu yazıyı ıskartaya çıkaran cümle geliyor: Nasıl çalışılacağını söyleyenlere pek de inanmıyorum. Ama siz okumaya devam edin, çünkü aslında sınavlarda yapmanız gerekenleri anlatacağım. Çalışma kısmını size bırakacağım. Akşam 10'dan sonra beynini kapatan biri olarak siz böyle biri değilseniz, kendi çalışma takviminizi oluşturun. İster gece, ister gündüz, kendinizi en verimli hissettiğiniz zamanda çalışın.

Kişisel gelişimi andıran kısmı geçtiysek gelelim sınavlarda yapılması gerekenlere. Elbette, bütün sınavlarda işinize yarayacak genelgeçer tavsiyeler değil, vereceğim tavsiyeler. Birkaç yüz, bin, belki onbin kağıt görmenin, soru okumanın sonucunda çok sık yapıldığını gördüğüm hatalara ilişkin "Siz böyle yapmazsanız daha iyi olur" demekten başka bir şey değil amacım. Gerçi, yine yapacaksınız. Canınız sağ olsun. Yine de bu yazıdan faydalanacak azınlık için devam ediyorum.
Öncelikle sınavlara yönelik genel tavsiyelerden başlayalım. Sınav salonuna geldiniz, yerinizi bulup oturdunuz.
Rahatlayın.
Toparlanın.
Zihninizdeki bütün düşünceleri kovun gitsin.
Birazdan sınava gireceksiniz (Calvino referansını yakalayanlara 10 puan). Sınav görevlilerini iyi dinleyin, çünkü size birazdan sınav kağıdını alınca okumaya üşeneceğiniz sınav talimatlarını okuyacaklar. Sınavda grup olup olmadığı, mevzuat kullanıp kullanılamayacağı, soru kağıdının sizde kalıp kalamayacağı, vs. gibi ufak ancak önemli bilgileri edineceksiniz. O yüzden, öncelikle dinleyin.
Az önce soru kağıdını aldınız. Sanki sınav görevlisi hiç okumamış gibi sınav talimatlarını tekrar okuyun. Artık başlamaya hazırsınız. Kaleminizi elinize alın. Sınav türüne göre devam ediyoruz.

Test sınavları, başımızın tatlı belaları. Siz çok seviyorsunuz. Kabul, sınav sonuçlarını açıklama noktasında kolaylık da sağlıyor ama ben sevemiyorum. Sınavı hazırlarken, yaparken, test sınavlarında gözetmenken sıkılıyorum. Değişmeyen birkaç davranışınız var, neden yaptığınızı anlayamasam da buraya yazıyorum. Belki sebebini yazan çıkar ya da belki yavaş yavaş değiştiririz.
1. GRUBUNUZU KONTROL ETMEK SİZİN SORUMLULUĞUNUZ. Evet, bizler uyarıyoruz. Uyarmak zorundayız. Ancak sınav heyecanıyla -yoksa bizleri umursamadığınızdan değil- duymuyorsunuz ve soru kağıdınıza da bakmadığınız için grubu işaretlemiyorsunuz. O yüzden dikkatli olun. Yoksa sınavdan sonra hocanızın peşinden koşarsınız, uyarayım. Soru kağıdı demişken aklıma geldi:
2. Sınav Talimatlarını Okuyunuz. Evet, bizler okuyoruz. Okumak zorundayız. Ancak sınav heyecanıyla -yoksa bizleri umursamadığınızdan değil- duymuyorsunuz. Bu yüzden talimatı okuyun lütfen. (Evet, az önce de talimatlar hakkında yazmıştım. Sınav boyunca sizi böyle defalarca uyaracağız, gerçekten sizin için. Kızmayın.)
3. Optik formun farklı dolduruluş şekilleri üzerine: Ne zaman başladı bilmiyorum, ancak öğrenciler arasında optik formun farklı şekillerde doldurulması yaygınlaştı. Bildiği tüm bilgileri optik forma yerleştirenleri es geçiyorum (canlarım benim), tespit edebildiğim farklı gruplar var ve bunlar kendi aralarında savaş halinde. Yani, en azından ben savaş halinde olduklarından şüpheleniyorum:
- İlk grup adını soyadını yazmıyor. İmza da atmıyor. Harflerin kodlandığı yerin hemen üstündeki kutucuklar var ya, işte adlarını sadece oraya yazıyor. Sebebini düşündüm, ad soyad yazıp imza atana kadar kaybedecekleri birkaç saniyeyi kazanmak istiyor olabilecekleri aklıma geldi. Makul değil, ama bir şey demiyorum.
- Adını soyadını yazmasına rağmen imza atmayanlar, ikinci grup. Bize güvenmiyor olabilir. Anlaşılır ama kırıcı.
- Ad soyad kodlasa da kutucukları boş bırakanlar grubu en sevdiğim. Herhangi bir aksilik durumunda harflerden kimlik bilgilerine ulaşmamızı sağlayacak bir yap-boz hazırladıkları için bu grubu çok seviyorum. Özellikle gruplu sınavlarda gruplarını işaretlemeyenler, favorimin de favorileri. Canımsınız.

Optik formun farklı şekillerde doldurulabileceğini öğrettikleri için bütün gruplara teşekkür ederim.

***Yazı henüz tamamlanmadan gelen düzeltme***
Bir arkadaşımla bu konu üzerinde konuşurken lise zamanında optik form işaretlemekten çok bunalıp artık optik formda bambaşka işaretlemeler yaptığından bahsetti. Düşününce öğrencilerin de bunalmış olabileceğini fark ettim. Benim aklıma gelmeyen sebep, bu olabilir.
***Yazı henüz tamamlanmadan gelen düzeltme***

Gelelim klasik sınavlara, en sevdiklerime. 
Korkmakta haklısınız. Test çözmeye dayalı bir sınav sisteminden geldiniz ve alışık değilsiniz. Ne yazacağınızı, nasıl yazacağınızı, ne kadar yazacağınızı bilmiyorsunuz. Ancak işte bu yüzden buradasınız. Bu söylediklerimi elbette bütün sınavlara uygulayamayacaksınız. Çünkü hocadan hocaya klasik sınav da değişebilir. Kimi hocalar uzun cevaplar isterken kimileri fazla fazla sorup kısa cevaplara puan verebilir. Ancak hocanız bunu size zaten söyler (sınavdan hemen önceki ders, diye fısıltılar duyuyor olabilirsiniz). Ben çoğunlukla işinize yarayabilecek tavsiyeler vermeye devam edeceğim. Yine kağıtlarda sıkça gördüğüm ve keşke yapılmasa dediğim birkaç hata üzerinde duracağım.
1. Soruyu anlayın. Soruda sizden ne istendiğini iyi anladığınızdan emin olun. Örneğin, "A'nın (bir düşünür olduğunu düşünelim) B düşüncesini açıklayınız." şeklinde bir soruyla karşılaştığınızda belki refleks olarak A hakkındaki bütün bildiklerinizi yazmak istiyorsunuz. Sakin olun. Kimse bunu sizden istemedi. A'nın B düşüncesini bilip bilmediğiniz soruldu (Biraz da kağıtları okurken kolay olsun diye, yalan yok). Bu yüzden A'yı kısaca tanıtıp B hakkındaki düşüncesini anlatmanız yeterli. Hayır, Z hakkında ne düşündüğünü yazmanıza gerek yok. Cevap kompozisyonunuz önemli. Kompozisyon demişken...
2. Cevabınızı kurgulayın. Cevabınız da bir metin olduğu için bu metnin kendi içinde kurgulanması gerekir. Nasıl? Giriş-gelişme-sonuç şeklindeki kutsal üçlüye dikkat ederek öncelikle bir girizgah, ardından cevabı açtığınız kısım ve nihayetinde kapanış. Bunun yerine -yukarıdaki örnekten devam edelim- "A hakkında bir cümle, A'nın C düşüncesi hakkında bir cümle, B hakkında bir fikir, A'ya dönüş, B'ye dair hatırladıklarınız ve D" şeklinde cümle salatası hazırlıyorsunuz. Şunu düşünebilirsiniz; "yazdıklarımda yanlış hiçbir şey yok, A hakkında bildiğim her şeyi yazdım." Ancak şunu da düşünmelisiniz; "A hakkında bildiğim her şeyi yazmam istendi mi?"
Hayır, istenmedi. Bu yüzden soruyu tam olarak cevaplandıramadınız.
Yukarıdaki örneğin bir adım ilerisinde maddeler halinde yazmak var. LÜTFEN, sizden maddeler halinde cevaplamanız istenmediği sürece, cevabınızda mutlaka yer alması gerekmedikçe maddeler halinde cevaplamayın. A'nın B hakkındaki düşüncesini sorduğumuzda, A hakkında hap bilgiler almak istemiyoruz. Başı sonu belli, efradını cami, ağyarını mani bir cevap istiyoruz. O cevabı göremediğimizde de ne yazık ki tam puan veremiyoruz.
3. Yazım kurallarına dikkat edin. Bir hukuk öğrencisinin mezun olduktan sonra yapabileceği meslekler arasında yazıya gerek olmayacak bir meslek yok. Hakimler karar yazıyor, savcılar iddianame yazıyor, avukatlar dilekçe yazıyor, akademisyenler makale yazıyor, yazıyor, yazıyor... Meslek hayatınız boyunca yazacaksınız. Bundan kaçışınız yok. O yüzden dil bilgisi ve yazım kurallarıyla kavga etmeyin. 1 anlığına bütün yazı da bu şekildeki hiç zor değil böyle yazmak, yazdığımı hayal edin. Okuyan için hiçmi hiç kolay olmazdı dimi? Dili ciddiye alın, kurallarını öğrenin. 

Galiba sona geldik. Uzun süren bir sınavın sonunda hafif hafif başınız ağrır hani, biraz ateşiniz çıkar. İşte öyle bir durumdayım. Yazmadığım, aklıma gelmeyen pek çok şey vardır ancak "Bunları unutmayayım" dediğim her şeyi yazdım. Aklıma gelecek diğer şeyleri, yazma zamanı geldiğinde -yani bir başka sınav dönemi, sınavlardan sonra- yine yazarım. Bu esnada siz de derslerinize çalışmayı unutmayın. 
Sınavlarınızda başarılar dilerim.
(Ve hayır, henüz notları girmedik ve çanın kırılıp kırılmadığını bilmiyorum, inanın.)

Bir Başka Yılın Dökümü

Merhaba. Daha önceki senelerde, bir sene boyunca okuduğum kitapları kaydetmeye karar vermiştim. Böylece her sene 7 Ağustos'ta bir liste ...