soru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
soru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2024 Cuma

Pratiklerde Hayatta Kalma Rehberi

Başlarken Not: Neredeyse bir sene önce, vize sınavlarından sonra, sınav dönemi boyunca üzerine düşündüğüm metni blogda paylaşmıştım. Bu yazı, o yazının devamı. Bu nedenle önce o yazıyı okumanız daha iyi olacaktır. Çünkü orada yer alan tavsiyeler, doğal olarak burada yer almayacak. Bu yazıda daha spesifik olarak sınav gözetmenliği boyunca dikkatimi çeken durumlara ilişkin tavsiyelerde bulunacağım. Aslında daha çok söyleneceğim ama öyle söyleyince pek hoşunuza gitmiyor, "sen kim oluyorsun" itirazları ve diğer daha kötü anmalarla kulaklarım çınlıyor.

Notun Notu: Yazıya başlarken niyetim gerçekten de sınavlar hakkında tavsiye verdiğim ikinci bir yazı yazmaktı. Ancak soru çözümüne yönelik pratik derslere ilişkin söyleyeceğim çok sözüm varmış. Ayrı bir yazı oluşturacak hacme ulaşınca önce bu yazıyı yayınlamaya karar verdim. Yazmak için yola çıktığım yazı da haliyle ertelendi. Sınavlardan önce yetişir mi, bilemiyorum. Gerçi ilk yazıyı düşünürsek yetişip yetişmemesi o kadar da önemli görünmüyor. Ama o yazı da bir ara gelecek.


Tebrikler, bir vize dönemine daha neredeyse vardınız. Herhalde konuların yavaş yavaş sonuna gelmiş, bir süredir ortalıkta gezinen sihirli sözcükleri duymaya başlamışsınızdır (bazı rivayetlere göre çoktan, henüz ilk haftalarda bu sözcüklerle tanışanlarınız var): Pratik dersi, soru çözümü, konu tekrarı.

Dersin asistanına merhaba deyin. Pratik çalışmalarınızı -büyük olasılıkla- o yürütecek, sizler için çok özel sorular hazırlayacak. Ardından bir de vize sınavınız için oluşturulacak soru havuzuna sorular hazırlayacak. Hayır, -çok çok büyük olasılıkla- pratikte çözdüğünüz soruların tıpatıp aynısıyla karşılaşmayacaksınız. Evet, -bir ihtimal- benzer sorular karşınıza gelecek. Önemli olan sorulara nasıl yaklaşmanız, cevapları nasıl gerekçelendirmeniz gerektiğini öğrenmeniz; bunları öğrendikten sonrası kolay. 

Eğer pratik çalışma dersten önce bırakılmışsa derse gelmeden soruları okuyup cevaplamaya çalışmakta fayda var. Kitaplarınız, kanunlarınız, ders notlarınız, arkadaşlarınız kısacası pek çok kaynak sayesinde cevaplar üzerine çalışabilir, böylece dersten alacağınız verimi artırabilirsiniz. Üstelik her gün yaptığınızdan farklı olarak yalnızca okumak yerine somut bir problem üzerine kafa yürüteceğinizden sınavlar için de adım atmış olacaksınız. (Pratik çalışmanın da amacı bu değil mi zaten? Yoksa siz başka bir şey mi sanmıştınız?) Çalışma dersten önce fotokopiye bırakılmadı mı? Sorun değil. Dinleme ve yazma becerilerinize güvenin. 

Soruları okuyup cevaplarınızı düşündüyseniz pratikleri çözmeye başlayalım. Birinci soruyu kim cevaplamak ister?

Siz de pratik derslerinde söz almaktan çekinenlerdenseniz işte ilk tavsiye: Çekinmeyin. Zaten dersin amacı, soruların nasıl çözülmesi gerektiğini anlatmak. Sınavdan önceki son derse, sınavla alakalı tüyo almak için gelen kalabalık önünde konuşmaya cesaret etmek, zor. Bunu anlayabiliyorum. Üzerine yanlış cevap verip rezil olma korkusu da eklenince cevabı bilseniz dahi riske girmemek sizin için en iyi ihtimal gibi görünüyor olabilir. Üstelik asistan zaten soruları cevaplayacak. "Ne gerek var?" düşüncesi, sizin sıralarınızdan kürsüye kadar -hatta şu an bu satırları yazdığım masa başına kadar- ulaşıyor. Ama ne yazık ki yanılıyorsunuz. Çünkü gerek var.

Soruya cevap verdikten sonra başınıza ne gelebilir? Gelin, birkaç ihtimal üzerinden ilerleyelim ve her ihtimalde elinize neler geçeceğini değerlendirelim.

İHTİMAL 1: Yanlış cevap verdiniz, hocanız neden yanlış cevap verdiğinizi ve ardından doğru cevabı açıkladı. Doğru cevabı ve bu cevabın nasıl verileceğini öğrendiniz.

İHTİMAL 2: Daha kötü ne olabilir? Çok saçma bir cevap verdiniz, amfidekiler güldü. Hocanız cevabın neden doğru olmadığını ve ardından doğru cevabı açıkladı. Doğru cevabı ve bu cevabın nasıl verileceğini öğrendiniz.

İHTİMAL 3: İyi ihtimalleri düşünelim. Doğru cevabı biliyorsunuz ancak heyecanlandığınız için soruyu, istediğiniz gibi yanıtlayamadınız. Hocanız doğru cevabı verdiğinizi söyledi ve açıklamanızda problemli noktaları gösterdi. Doğru cevabı ve bu cevabın nasıl verileceğini öğrendiniz.

İHTİMAL 4: En iyi ihtimali sona sakladım. Doğru cevabı biliyorsunuz ve açıklamanız da gerçekten çok iyiydi. Hocanız sizi tebrik etti ve cevabınızı bir kez daha tekrar etti. Çünkü kalabalık amfide sesinizi duymayanlar olabilir. Doğru cevabı ve bu cevabın nasıl verileceğini zaten biliyordunuz, bu sefer pratiklerde söz almanın gözünüzde büyüttüğünüz kadar korkunç olmadığını öğrendiniz.

Yukarıdaki her senaryoda kazanan siz oluyorsunuz. Ancak her öğrencinin zihninin karanlık ve kuytu köşesinde bekleyen ve sınav zamanı en baş köşeye göç eden o düşünce aklınıza geliyor: Sorunun cevabını bilmiyorum.

Eh, bu ihtimali de atlamayız elbette. 

1. Soruya dair hiçbir fikriniz yoksa sessiz kalıp cevabı öğrenmek en iyi tercih. Bir sözlüde olmadığınız için gözleriyle sizi yakalayıp sorunun cevabını isteyecek bir hocanız da yok. Yine de ortamı değerlendirin. Eğer amfi çok sessizse dikkatli olun. Tehlikede olabilirsiniz. Asistanların telaşlı öğrencileri tespit etme gibi ekstrem bir yeteneği vardır. Yakalanmayın. 

Merak etmeyin, sadece iyi dinleyin ve anlamadığınız yerleri sorun. Gerekirse bir daha sorun. Gerekirse bir daha sorun, bir daha sorun.

2. Konuya dair hiçbir fikriniz yoksa, yani pratikte sorulan sorular size yabancı geliyorsa çalışma temponuzu artırmanın zamanı gelmiş demektir. Telaşa mahal yok. Bir kahve için, daha sıkı çalışmak için gereken mental dirayete gelmeye çalışın. Pratiği yine dinleyebilirsiniz, zamanı gelince tekrar dönmek için.

3. Derse dair hiçbir fikriniz yoksa, önce transkriptinizi kontrol edin. Belki de yanlış derse girdiniz. 

4. Bu sene aldığınıza emin olduğunuz bir derse dair hiçbir fikriniz yoksa, ikinci maddeye dönün. Ancak şunun farkına varın, zamanınız çok az ve yetiştirmeniz gereken bir ders var. Derin nefes alın, ne yapabileceğinizi düşünün. 

5. Hukuka dair hiçbir fikriniz yoksa, sizi fakültesine davet eden arkadaşınıza teşekkür edin. Arkadaşınız için zor, sizin için eğlenceli bir deneyim olmalı. Çıkışta arkadaşınıza sıcak bir şeyler ısmarlayın.

Böylece sona geliyoruz. Haftaya bu anlattıklarımı içeren bir pratik çalışma yapacağız. Soruları yukarıya bıraktım. O zamana kadar kendinize dikkat edin. Sınav hazırlığında ve elbette sınavlarda başarılar.

26 Ocak 2024 Cuma

Sınavlar İçin Tavsiyeler (Evet, Sınavlardan Sonra)

Acısıyla tatlısıyla bir sınav döneminin daha sonuna geldiniz, tebrikler. Artık derin bir nefes alabilir, vize sonuçlarını beklemeye başlayabilirsiniz. O da ne? Henüz sınav döneminiz bitmeden birkaç sınav açıklandı bile. Test sınavlarının yalnızca sizin için değil, hocalarınız için de avantajları var.  İşte onlardan birini görmüş oldunuz.
Notlarınız beklediğiniz gibi gelmedi. Halbuki siz yazmıştınız. Zaten çalışmıştınız. Belli ki hocanız zor sordu, anlatmadığı yerden sordu, vs. Ya da belki de kağıtları okumadı. Asistanına okuttu, rastgele puanlama yaptı, kağıtları havaya atıp ters düşenlere yüksek verdi. Belki de hoca size taktı. Zaten şüpheleniyordunuz, derste size kötü kötü bakıyordu. Aa, derse gelmediniz. O zaman derse gelmediğiniz için de takmış olabilir. Bunların hepsini düşündünüz, düşündükçe daha da ikna oldunuz ve hocaya e-posta atmaya karar verdiniz. Ama nasıl yazacağınızı bilmiyorsunuz. Doğru yerdesiniz. Sizin için aşağıya bir örnek bırakıyorum:

"Merhaba Sayın Hocam,
Ben X dersini alan (hocanızın birden fazla dersi olabilir) X. Sınıftan (bu dersler farklı sınıflar için olabilir) X numaralı (hocanızın yüzlerce öğrencisi olabilir) X'im (kağıdınızın daha kolay bulunmasına yardımcı olur). Geçen günkü vize sınavından çok düşük aldım. Halbuki çok çalışmıştım. (Bu noktada bir karar vermeniz gerekiyor, e-postanın tonu nasıl devam edecek? Ben seçenekli olarak yazıyorum, siz hislerinize uygun olanı seçebilirsiniz)
A. Kızgınsanız: Emeklerimin karşılığını alamadım. Bu kadar zor sormak zorunda mıydınız?
B. Çok Kızgınsanız: Bu kadar zor sormak adaletsizlik. Zaten kağıtları sizin okuduğunuzu da düşünmüyorum.
C. Üzgünseniz: Bu kadar düşük almayı beklemiyordum. Acaba kağıdıma tekrar bakabilir misiniz?
D. Çözüm Odaklıysanız: Acaba uygun olduğunuzda hatalarımı sormak için yanınıza gelebilir miyim?
(Bu seçeneklerden birini seçtiniz ve devam ediyorsunuz.)
İyi günler dilerim, 
X"

A ve B seçeneklerinin işe yaramayacağını tecrübeyle söyleyebilirim. Sinirinizi atmada faydalı olabilir ama finallerde, hele de düşük aldığınız vizelerden sonra, daha iyi sonuçlar almanıza yardımcı olmaz. O halde ne yapmalısınız? Gelin, pek fena olmayan bir öğrenciden, hukuk sınavlarına dair öneriler alalım.

Bir klişeyle başlayalım: Düzenli çalışmak.
İkinci dönemin ikinci haftası çalışmaya başladığım dersler vardı. Siz böyle yapmayın. Tekrar ediyorum, SİZ BÖYLE YAPMAYIN. Üniversitedesiniz, elbette eğlenecek, alabiliyorsanız hayattan keyif almaya çalışacaksınız. Ancak hemen başlamasanız da çalışma bir kenarda sizi bekliyor, bekledikçe de hacim kazanıyor. Özellikle bazı derslerde (her sınıf için bilirsiniz o dersleri), erkenden çalışmaya başlamakta fayda var. 
Bir klişeyle devam edelim: Sabahlara kadar çalışmak.
Bütün bu yazıyı ıskartaya çıkaran cümle geliyor: Nasıl çalışılacağını söyleyenlere pek de inanmıyorum. Ama siz okumaya devam edin, çünkü aslında sınavlarda yapmanız gerekenleri anlatacağım. Çalışma kısmını size bırakacağım. Akşam 10'dan sonra beynini kapatan biri olarak siz böyle biri değilseniz, kendi çalışma takviminizi oluşturun. İster gece, ister gündüz, kendinizi en verimli hissettiğiniz zamanda çalışın.

Kişisel gelişimi andıran kısmı geçtiysek gelelim sınavlarda yapılması gerekenlere. Elbette, bütün sınavlarda işinize yarayacak genelgeçer tavsiyeler değil, vereceğim tavsiyeler. Birkaç yüz, bin, belki onbin kağıt görmenin, soru okumanın sonucunda çok sık yapıldığını gördüğüm hatalara ilişkin "Siz böyle yapmazsanız daha iyi olur" demekten başka bir şey değil amacım. Gerçi, yine yapacaksınız. Canınız sağ olsun. Yine de bu yazıdan faydalanacak azınlık için devam ediyorum.
Öncelikle sınavlara yönelik genel tavsiyelerden başlayalım. Sınav salonuna geldiniz, yerinizi bulup oturdunuz.
Rahatlayın.
Toparlanın.
Zihninizdeki bütün düşünceleri kovun gitsin.
Birazdan sınava gireceksiniz (Calvino referansını yakalayanlara 10 puan). Sınav görevlilerini iyi dinleyin, çünkü size birazdan sınav kağıdını alınca okumaya üşeneceğiniz sınav talimatlarını okuyacaklar. Sınavda grup olup olmadığı, mevzuat kullanıp kullanılamayacağı, soru kağıdının sizde kalıp kalamayacağı, vs. gibi ufak ancak önemli bilgileri edineceksiniz. O yüzden, öncelikle dinleyin.
Az önce soru kağıdını aldınız. Sanki sınav görevlisi hiç okumamış gibi sınav talimatlarını tekrar okuyun. Artık başlamaya hazırsınız. Kaleminizi elinize alın. Sınav türüne göre devam ediyoruz.

Test sınavları, başımızın tatlı belaları. Siz çok seviyorsunuz. Kabul, sınav sonuçlarını açıklama noktasında kolaylık da sağlıyor ama ben sevemiyorum. Sınavı hazırlarken, yaparken, test sınavlarında gözetmenken sıkılıyorum. Değişmeyen birkaç davranışınız var, neden yaptığınızı anlayamasam da buraya yazıyorum. Belki sebebini yazan çıkar ya da belki yavaş yavaş değiştiririz.
1. GRUBUNUZU KONTROL ETMEK SİZİN SORUMLULUĞUNUZ. Evet, bizler uyarıyoruz. Uyarmak zorundayız. Ancak sınav heyecanıyla -yoksa bizleri umursamadığınızdan değil- duymuyorsunuz ve soru kağıdınıza da bakmadığınız için grubu işaretlemiyorsunuz. O yüzden dikkatli olun. Yoksa sınavdan sonra hocanızın peşinden koşarsınız, uyarayım. Soru kağıdı demişken aklıma geldi:
2. Sınav Talimatlarını Okuyunuz. Evet, bizler okuyoruz. Okumak zorundayız. Ancak sınav heyecanıyla -yoksa bizleri umursamadığınızdan değil- duymuyorsunuz. Bu yüzden talimatı okuyun lütfen. (Evet, az önce de talimatlar hakkında yazmıştım. Sınav boyunca sizi böyle defalarca uyaracağız, gerçekten sizin için. Kızmayın.)
3. Optik formun farklı dolduruluş şekilleri üzerine: Ne zaman başladı bilmiyorum, ancak öğrenciler arasında optik formun farklı şekillerde doldurulması yaygınlaştı. Bildiği tüm bilgileri optik forma yerleştirenleri es geçiyorum (canlarım benim), tespit edebildiğim farklı gruplar var ve bunlar kendi aralarında savaş halinde. Yani, en azından ben savaş halinde olduklarından şüpheleniyorum:
- İlk grup adını soyadını yazmıyor. İmza da atmıyor. Harflerin kodlandığı yerin hemen üstündeki kutucuklar var ya, işte adlarını sadece oraya yazıyor. Sebebini düşündüm, ad soyad yazıp imza atana kadar kaybedecekleri birkaç saniyeyi kazanmak istiyor olabilecekleri aklıma geldi. Makul değil, ama bir şey demiyorum.
- Adını soyadını yazmasına rağmen imza atmayanlar, ikinci grup. Bize güvenmiyor olabilir. Anlaşılır ama kırıcı.
- Ad soyad kodlasa da kutucukları boş bırakanlar grubu en sevdiğim. Herhangi bir aksilik durumunda harflerden kimlik bilgilerine ulaşmamızı sağlayacak bir yap-boz hazırladıkları için bu grubu çok seviyorum. Özellikle gruplu sınavlarda gruplarını işaretlemeyenler, favorimin de favorileri. Canımsınız.

Optik formun farklı şekillerde doldurulabileceğini öğrettikleri için bütün gruplara teşekkür ederim.

***Yazı henüz tamamlanmadan gelen düzeltme***
Bir arkadaşımla bu konu üzerinde konuşurken lise zamanında optik form işaretlemekten çok bunalıp artık optik formda bambaşka işaretlemeler yaptığından bahsetti. Düşününce öğrencilerin de bunalmış olabileceğini fark ettim. Benim aklıma gelmeyen sebep, bu olabilir.
***Yazı henüz tamamlanmadan gelen düzeltme***

Gelelim klasik sınavlara, en sevdiklerime. 
Korkmakta haklısınız. Test çözmeye dayalı bir sınav sisteminden geldiniz ve alışık değilsiniz. Ne yazacağınızı, nasıl yazacağınızı, ne kadar yazacağınızı bilmiyorsunuz. Ancak işte bu yüzden buradasınız. Bu söylediklerimi elbette bütün sınavlara uygulayamayacaksınız. Çünkü hocadan hocaya klasik sınav da değişebilir. Kimi hocalar uzun cevaplar isterken kimileri fazla fazla sorup kısa cevaplara puan verebilir. Ancak hocanız bunu size zaten söyler (sınavdan hemen önceki ders, diye fısıltılar duyuyor olabilirsiniz). Ben çoğunlukla işinize yarayabilecek tavsiyeler vermeye devam edeceğim. Yine kağıtlarda sıkça gördüğüm ve keşke yapılmasa dediğim birkaç hata üzerinde duracağım.
1. Soruyu anlayın. Soruda sizden ne istendiğini iyi anladığınızdan emin olun. Örneğin, "A'nın (bir düşünür olduğunu düşünelim) B düşüncesini açıklayınız." şeklinde bir soruyla karşılaştığınızda belki refleks olarak A hakkındaki bütün bildiklerinizi yazmak istiyorsunuz. Sakin olun. Kimse bunu sizden istemedi. A'nın B düşüncesini bilip bilmediğiniz soruldu (Biraz da kağıtları okurken kolay olsun diye, yalan yok). Bu yüzden A'yı kısaca tanıtıp B hakkındaki düşüncesini anlatmanız yeterli. Hayır, Z hakkında ne düşündüğünü yazmanıza gerek yok. Cevap kompozisyonunuz önemli. Kompozisyon demişken...
2. Cevabınızı kurgulayın. Cevabınız da bir metin olduğu için bu metnin kendi içinde kurgulanması gerekir. Nasıl? Giriş-gelişme-sonuç şeklindeki kutsal üçlüye dikkat ederek öncelikle bir girizgah, ardından cevabı açtığınız kısım ve nihayetinde kapanış. Bunun yerine -yukarıdaki örnekten devam edelim- "A hakkında bir cümle, A'nın C düşüncesi hakkında bir cümle, B hakkında bir fikir, A'ya dönüş, B'ye dair hatırladıklarınız ve D" şeklinde cümle salatası hazırlıyorsunuz. Şunu düşünebilirsiniz; "yazdıklarımda yanlış hiçbir şey yok, A hakkında bildiğim her şeyi yazdım." Ancak şunu da düşünmelisiniz; "A hakkında bildiğim her şeyi yazmam istendi mi?"
Hayır, istenmedi. Bu yüzden soruyu tam olarak cevaplandıramadınız.
Yukarıdaki örneğin bir adım ilerisinde maddeler halinde yazmak var. LÜTFEN, sizden maddeler halinde cevaplamanız istenmediği sürece, cevabınızda mutlaka yer alması gerekmedikçe maddeler halinde cevaplamayın. A'nın B hakkındaki düşüncesini sorduğumuzda, A hakkında hap bilgiler almak istemiyoruz. Başı sonu belli, efradını cami, ağyarını mani bir cevap istiyoruz. O cevabı göremediğimizde de ne yazık ki tam puan veremiyoruz.
3. Yazım kurallarına dikkat edin. Bir hukuk öğrencisinin mezun olduktan sonra yapabileceği meslekler arasında yazıya gerek olmayacak bir meslek yok. Hakimler karar yazıyor, savcılar iddianame yazıyor, avukatlar dilekçe yazıyor, akademisyenler makale yazıyor, yazıyor, yazıyor... Meslek hayatınız boyunca yazacaksınız. Bundan kaçışınız yok. O yüzden dil bilgisi ve yazım kurallarıyla kavga etmeyin. 1 anlığına bütün yazı da bu şekildeki hiç zor değil böyle yazmak, yazdığımı hayal edin. Okuyan için hiçmi hiç kolay olmazdı dimi? Dili ciddiye alın, kurallarını öğrenin. 

Galiba sona geldik. Uzun süren bir sınavın sonunda hafif hafif başınız ağrır hani, biraz ateşiniz çıkar. İşte öyle bir durumdayım. Yazmadığım, aklıma gelmeyen pek çok şey vardır ancak "Bunları unutmayayım" dediğim her şeyi yazdım. Aklıma gelecek diğer şeyleri, yazma zamanı geldiğinde -yani bir başka sınav dönemi, sınavlardan sonra- yine yazarım. Bu esnada siz de derslerinize çalışmayı unutmayın. 
Sınavlarınızda başarılar dilerim.
(Ve hayır, henüz notları girmedik ve çanın kırılıp kırılmadığını bilmiyorum, inanın.)

Bir Başka Yılın Dökümü

Merhaba. Daha önceki senelerde, bir sene boyunca okuduğum kitapları kaydetmeye karar vermiştim. Böylece her sene 7 Ağustos'ta bir liste ...