liste etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
liste etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2026 Cuma

Bir Başka Yılın Dökümü

Merhaba.

Daha önceki senelerde, bir sene boyunca okuduğum kitapları kaydetmeye karar vermiştim. Böylece her sene 7 Ağustos'ta bir liste elde edebilirim diye düşündüm. Neden tam da 7 Ağustos? Çünkü bugün benim doğum günüm. Çünkü bugün doğum günüm. Bir doğum günümden ötekine neler okumuşum, okurken neler hissetmişim, okuduklarımı nasıl bulmuşum, bir süre bunlar üzerine yazacağım. Beni tanıyanlar liste yapmayı sevdiğimi bilir, bu da esasında bir liste. 

Şimdilik sadece listeyi paylaşıyorum. Listedeki eserlerin birkaçı hakkında daha detaylı yazacağım. Görüşürüz.





24 Nisan 2026 Cuma

Geçmiş Zamanda Okuduklarım

Selam.
Üniversite yıllarımdan kalma bir defter buldum. Muhtemelen 2016 yılından kalma.
Okuduklarımı not etmişim.
Zaten defterin 2016'dan kalma olduğunu kaydettiğim ilk kitap, Seyrek Yağmur sayesinde anladım. Çıkışını dört gözle beklemiş ve çıktığı gibi okumuştum. 
Şimdilerde en beğendiğim kitaplar arasında saydığım çoğu kitabı ilk defa o zaman okumuşum, daha önce okuduğumu bildiğim kitapları tekrar okumuş ve listeye kaydetmişim. Tür de ayırt etmemişim. 
Bir de nedense listeye kurşun kalemle başlamışım.
Liste işinde acemiymişim. 
Buyrun efendim.






30 Aralık 2025 Salı

Liste Güncellemesi

Merhaba.
Daha önce bir süredir uğraştığım kitap listesini paylaşmıştım (tık tık). Bir zamanlar adı "Genel Kamu Hukuku Dersinde Önerilebilecek Kitaplar" olan, ancak sonradan adını kaybeden bir liste bu. Her liste gibi sübjektif. Tamamen benim okurken büyük keyif aldığım ve hukuk öğrencilerinin okumaları gerektiğini düşündüğüm kitaplardan oluşuyor. Elbette akla ilk gelen kitapları (Dava, öhöm) almak istemedim. Hukukla ilişkisi biraz daha silik olabilen, belki bu ilişkiyi aratacak kadar silik birkaç  kitap varken geleceğin hukukçularına belirli bir bakış kazandıracağını düşündüğüm kitaplar da var. Örneğin, "Biçem Alıştırmaları" gibi deneysel bir metin "şimdi hukukla ne alaka?" diye düşündürebilir. Ancak bir hukukçu metinlerle haşır neşir olacaksa -ki olacak-, bu kitabı da okuması gerekli, diye düşünüyorum.
Listeyi en son "Terra Nostra" ile güncellemişim. O zamandan bu zamana Homo Zapiens, Zübük, Şok Dalgası Süvarisi, Sayın Başkan, Hayvan Hükümranlığı, Kurtların Tarihi, İşsizler Okulu, Goethe'nin İnfazı, Işıklar Ülkesi, Kralın Laneti, Şiddetin Tarihi, Tanrı Claudius, Mevki Uygarlığı, Balıkçıl Gözü, Vulcan'ın Çekici ve Tebaa eklendi. Yine farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda geçen farklı türlerde kitaplara yer verdim. Listenin gittiği yer ve çeşitliliği hoşuma gidiyor. Bu nedenle listenin geldiği noktayı aralıklarla sizinle paylaşmayı seviyorum. Umarım sizin de hoşunuza gidiyordur. 

Peki bu kitapları okuyunca ne olacak? Daha iyi bir hukukçu mu olacaksınız? Elbette, tek başına bu kitaplar sizi daha iyi bir hukukçu yapmayacak. Ancak şunu temin edebilirim, bu kitapları okuduktan sonra, okumadan önceki halinizden daha kötü bir hukukçu olmayacaksınız, olamayacaksınız. Zaten önemli olan da bu değil mi?
 

12 Eylül 2025 Cuma

Geçen Yıldan Akılda Kalanlar - I

Son yazıda geçen sene boyunca ne okuduğumu paylaşmış ve "30 Yaşında Okuduklarım" listesi üzerine bir süre konuşacağımı söylemiştim. Aradan geçen bir aydan uzun zamanı düşündüğümüzde bunu yapmadığımı fark etmişsinizdir. Yapamadım, zira yoğundum.
Hala yoğunum, yapılması gerekenler listemde pek çok farklı konuda, pek çok farklı madde var. Kaldı ki listenin kimi maddelerinde zaman sınırı var ve bu durum benim elimi daha da zorlaştırıyor. Ancak geçen yıldan aklımda kalanlar hakkında yazamıyor olmak canımı oldukça sıkıyor. Bu nedenle ufak ufak da olsa yazayım diyorum. Kaç bölüm sürer, bilmiyorum ama geçen seneki okumalarım hakkında konuşmaktan sıkılana kadar devam ederim diye umuyorum. Hadi, başlayalım (Bu noktaya kadar gelip hala neden bahsettiğimi anlamayanlar, buradan buyrun).

Liste içinde ufak listeler oluşturmayı düşünüyorum. Ufak listeler, birkaç kurala tabi olacak. İlk olarak yalnızca beş kitapla sınırlı olacaklar. Galiba başka kural yok, en azından şimdilik.
İlk listede, okuduktan sonra bir süre etkisinden çıkamadığım kitapları sıralıyorum. Ancak bu sıralama tamamen okuma zamanıma göre. Yoksa üzerine detaylıca düşünüp hangisinin etkisinden daha uzun süre çıkamadığımı düşünmedim. 

5. Yiyun Li - Kazkafanın Kitabı
4. Richard Ford - Kanada
3. Will Heinrich - Kralın Laneti
2. Javier Marias - Acı Bir Başlangıç Bu
1. Emily Friedlund - Kurtların Tarihi

Bu kitaplar arasında, etkilerinden uzun süre çıkamamam dışında bir ortaklık bulunabilir mi? Biri hariç (Acı Bir Başlangıç Bu), diğerlerinde hikayenin merkezinde çocuklar var. Anlatıcının çocuk olmadığı bir örnekte dahi (Kralın Laneti) esasında hikayenin ateşleyicisi çocuk. Doğal olarak bu çocuklar büyüyor ve biz okur olarak bu büyümeyi okuyoruz. 

Biri hariç (yine Acı Bir Başlangıç Bu) kitaplardaki esas mekan, şehirden uzak yerler. Taşra demek istedim, hatta birkaç kez yazıp sildim ancak tam olarak taşra diyemeyiz. Taşrayı akılda tutarak alışıldık şehir yaşantısından uzak yerler diyeyim ve geçelim.

Esas benzerlik ise listedeki kitapların tamamının okuru zor sorularla baş başa bırakması. Bazı kitaplar bu zor soruları okuması zor sahnelerle destekliyor. Bundan kastım, yazarların sahneyi yazma biçimleri değil. Anlattıkları sahnelerin insanın karşılaşmak istemeyeceği sahneler olması. Özellikle Kurtların Tarihi ve Kralın Laneti, böylesi zor okunan sahneleri metne çok etkileyici biçimde yerleştirmeyi başarmış kitaplar. Diğer üç kitap, bu ikiliyi bir adım geriden takip ediyor ancak o kitaplarda da okurken ara vermeyi isteyeceğiniz bölümler bulunuyor. Ancak ara vermek, zor bir karar. Çünkü bir an önce okumak, kitabı bitirmek istiyorsunuz.  Beşli kısa listemizin en önemli benzerlikleri burada yatıyor.
Bu beş kitap da iyi yazılmış kitaplar, bu nedenle okumayı bırakmak çok zor oluyor.

Görüşmek üzere.

7 Ağustos 2025 Perşembe

Geçen Yılın Dökümü

    Merhaba. Geçtiğimiz sene bugün, bir sene boyunca okuyacağım kitapları kaydetmeye karar verdim. Neden tam da bugün? Çünkü bugün doğum günüm. Bir doğum günümden ötekine neler okumuşum, okurken neler hissetmişim, okuduklarımı nasıl bulmuşum, bir süre bunlar üzerine yazacağım. Beni tanıyanlar liste yapmayı sevdiğimi bilir, bu da esasında bir liste: "30 Yaşında Okuduklarım Listesi". 

    Şimdilik sadece listeyi paylaşıyorum. Liste üzerine daha sonra bol bol konuşacağız. Görüşürüz.




13 Mayıs 2024 Pazartesi

Yeni Bir Haftalık Rapor, Son Kez Terra Nostra (Liste İlavesiyle)

Yeni bir haftadan selamlar. Bu aralar bildirileri yetiştirmeye çalıştığım için haftamın ve enerjimin çok büyük bir kısmını yazmaya ayırıyorum. Bu nedenle okuma, izleme, dinleme işleri geri planda kalıyor. Bildiğiniz üzere birkaç haftadır "Terra Nostra " okuyorum, hem de büyük bir keyifle (Korkmayın, bu sefer kitabı çok az öveceğim). Geçen hafta kitabın ilk bölümünü bitirirken "İkinci Ahit" isimli müthiş bölümünü okudum. Feodalizmin çöküş zamanlarında bir senyör, bir saray çalışanı, bir de tüccar arasındaki tartışmayı işleyen bölüm beni net bir şekilde ikna etti. Kitabı, bir zamanlar adı "Genel Kamu Hukuku Dersinde Önerilebilecek Kitaplar" olan, ancak sonradan adını kaybeden listeme eklemeye karar verdim. Hem bu vesileyle, bir süredir yapmak istediğim, listeyi güncelleme işini de halledebilirim. Listenin ilk hali şu şekildeydi:

Listenin tamamlandığı gafletine düştükten sonra zamanla birkaç eser daha burada yer alma konusunda beni ikna etti. Robert Graves'ten "Ben, Claudius"; Monika Maron'dan "Uçucu Kül", Şevket Süreyya Aydemir'den "Suyu Arayan Adam", Dag Solstad'tan "Lise Öğretmeni Pedersen'in Ülkemize Musallat Olan Büyük Siyasi Uyanışa Dair Anlatısı", Sophie Mackintosh'tan "Mavi Bilet", Hilary Jordan'dan "Uyandığında", Marlen Haushofer'dan "Duvar" ve Ursula K. Le Guin'den "Karanlığın Sol Eli", listeye Terra Nostra'dan önce giren diğer kitaplar oldu. Şimdilik son eser olan Terra Nostra ile listeyi kapatırken birtakım uyarılarda bulunmam gerektiğini fark ediyorum.
Liste, her liste gibi sübjektif. Tamamen benim okurken büyük keyif aldığım ve hukuk öğrencilerinin okumaları gerektiğini düşündüğüm kitaplardan oluşuyor. Elbette akla ilk gelen kitapları (Dava, öhöm) almak istemedim. Hukukla ilişkisi biraz daha silik olabilen, belki bu ilişkiyi aratacak kadar silik birkaç  kitap varken geleceğin hukukçularına belirli bir bakış kazandıracağını düşündüğüm kitaplar da var. Örneğin, "Biçem Alıştırmaları" gibi deneysel bir metin "şimdi hukukla ne alaka?" diye düşündürebilir. Ancak bir hukukçu metinlerle haşır neşir olacaksa -ki olacak-, bu kitabı da okuması gerekli, diye düşünüyorum.

Listede bolca bilimkurgu ve distopya var. Eğer bu tarz kitaplardan hoşlanmıyorsanız, üzülmeyin. Listede farklı kitaplar yine de ilginizi çekebilir. Bu tarz kitapları seviyorsanız, sizin için hoş bir seçki olacak. Özellikle feminist distopyalar, daha önce üzerine eğilmediğiniz konularda sizi, çok önemli tartışmalara çekebilir. Katherine Burdekin, Ursula K. Le Guin, Sophie Mackintosh, Hilary Jordan ve Marlen Haushofer'ın liste içinde bir liste olarak düşünebilir, ayrıca okuyabilirsiniz.

Kitapların mekan ve zaman aralığı da hoşuma gitmedi değil. Ortaçağ'dan itibaren hemen hemen her döneme ilişkin bir kitap var. Bununla beraber, Milli Mücadele dönemi Anadolusu'na Nazi Almanyası'na, Sovyetler Birliği'ne, İskandinav ülkelerine gitme şansına sahipsiniz. Çok uzak bir gelecekte, çok başka dünyalarda geçen müthiş bir seri dahi var. Listeyi oluştururken buna pek dikkat etmemiştim ancak çeşitlilik, iyi olmuş. 

İki öykü, bir tiyatro metni, bir OuLiPo metni, bir de kurgu-kurgu dışı birlikteliği içeren metin dışında kitaplar, görebileceğiniz üzere hep roman. Kimisi kolay okunur, kimisi ise biraz dikkat ve uğrş gerektirebilir. Hepsini okumak size kalmış, listeden birkaç kitap bile yeni okurlarla tanışsa benim hedeflerim gerçekleşmiş demektir.

Peki bu kitapları okuyunca ne olacak? Daha iyi bir hukukçu mu olacaksınız? Elbette, tek başına bu kitaplar sizi daha iyi bir hukukçu yapmayacak. Ancak şunu temin edebilirim, bu kitapları okuduktan sonra, okumadan önceki halinizden daha kötü bir hukukçu olmayacaksınız, olamayacaksınız. Zaten önemli olan da bu değil mi?

5 Ocak 2024 Cuma

Badem ve Listeler Üzerine (Ek: Bir Okuma Listesi)

Suratımda bir kedi poposuyla uyanıyorum. Saat 4:35.

Evdeki misafirimiz, günün erken saatlerinde uyanıp sevilmek istiyor. Önce evdeki iki insandan birini uyandırmak için yoğun bir çaba gösteriyor. Miyavlıyor, gezmemesi gereken yerlerde geziyor, suratımıza oturuyor, koşturuyor. Uyanıyorum. Mama ve su kaplarını tazeledikten sonra kahvenin suyunu koymak için mutfağa geçiyorum. Evdeki misafir de benimle geliyor. Kahve suyunu koymamı bekleyip uygun anı kolladıktan sonra, benimle göz göze geldiği gibi halının üzerine bırakıyor kendisini. Göbeğini açıyor ve kendisini sevmemi bekliyor. On-on beş dakika sonra o uyumaya, benim yatakta bıraktığım boşluğu doldurmaya gidiyor. Ben de kahvemi alıp bu yazının başına geçiyorum.

Aslında yazının girişi farklıydı. Ancak Badem (bir önceki paragrafta bahsi geçen misafir), önce beni uyandırdı. Sonra da kumunun azaldığını görmemle günün ilk listesini yapmama vesile oldu. Alışveriş listesinin ilk sırasında Badem'in kumu var. Sonra su, ev için birkaç bir şey daha vs. Ancak bu kadar, kısa bir liste bu. Üzerine çokça düşüneceğim, vakit ayıracağım bir liste değil ve marketlerin açılmasına daha saatler olduğu için, bari yazıyı aradan çıkarayım dedim. O yüzden de hala bitmeyen bu girişi düşündüm. 

Sürekli liste yapıyoruz, yapıyorum. Her gün için yapılacaklar listesi, haftalık planlama listeleri, okuma listeleri, alışveriş listeleri, müzik listeleri... Kimisini hızlıca tamamlıyorum, kimisi üzerine uzun uzun düşünüyorum. Kimisi sadece beni ilgilendiriyor, kimisi ise başkalarıyla paylaşmak üzere hazırlanıyor. Hatta geçen sene böyle bir listeyi başka bir yerde paylaşmıştım. Bir okuma listesiydi. Aslında geniş çaplı bir listenin ufak bir parçasıydı. Genel Kamu Hukuku dersi için önerilebilecek eserler üzerinde düşünüyordum. Ancak bu liste, akademik çalışmalardan ziyade kurgu eserleri içerecekti, en azından plan buydu (Akademik çalışmalar için ayrıca bir liste de var). Arkadaşlarımla görüştüm, onlardan roman, öykü, dizi, film tavsiyeleri aldım. Sağ olsunlar, çok geniş bir liste oldu. Ancak liste yapmanın getirdiği birtakım sıkıntılar da var. İlki önerilenleri tüketmekle alakalı. Bir şeyi önermek için onu tüketmiş olmak gerektiğini düşünüyorum. En azından ben, özellikle böyle öneri içeren listelerde, önereceğim şeyi savunabilmek de istiyorum. Okumadığım veya izlemediğim eserleri öneremiyorum. Listedeki pek çok dizi ve film de bana bakıyordu. Kendileriyle yavaş yavaş tanışıyorum; belki bir gün, bütün listeyi izleyip bitirebildiğimde, o kısmı da paylaşırım (Ya da bu fikrimden vazgeçip tüketmediğim eserleri de önermeye başlarım).

Listelere ilişkin bir başka sıkıntı; listelerin, listeyi yapanın keyfine göre akışkan bir yapıya sahip olabilmesi. Benim Genel Kamu Hukuku dersi için düşündüğüm ve bir noktada kapsamını daraltarak okuma listesine dönüşen listem, başka bir noktada yine değişti. Kendimi sadece ders ile sınırlandırmak istemediğimi fark ettim ve "neden hukuk fakültelerinde daha fazla okunması gerektiğini düşündüğüm eserler listesi olmasın ki? dedim. Buna benzeyen listeler var. Özellikle üniversite tercih sonuçları açıklandıktan sonra, hukuk öğrencilerinin okuması gereken kitaplar, izlemesi gereken filmler/diziler listeleri paylaşılır. Bu listelerin ortak eserleri var. Çoğu aklınıza gelmiştir. Çok sıkı listeler de var. İşte bu listeleri de aklımda tutarak, bu listelerde pek sık rastlamadığımız, ancak fakültelerde daha sık önerilse, daha çok kişi tarafından okunsa ne güzel olur dediğim eserlerden teşekkül bir liste hayali kurdum. Bu da beni listelere ilişkin diğer probleme getirdi.

Liste işi, özellikle de bir şey önermek üzerine hazırlanan listeler, egoistçe bir iş (büyük harflerle BENCE). "Sen kimsin?" derler insana. "Bakın, ben bunları okudum. Siz de okuyun." demek, bunu diyebilme cesaretini bulabilmek tuhaf geldi. "Ben kimim de böyle büyük büyük listeler yapıyorum" dedim kendime, hem de çok sık. Bu yaptığımın sağlıklı bir şey olmadığı noktasında aydınlanacak kadar uzun bir süre kendime yüklendim. Sonra, sadece bir okur olduğumu fark ettim. İyi bir eseri önermeyeceksem okurluğun pek bir anlamı olmayacağına kani oldum. Yine denebilir tabii, "sen kimsin de bu eserin iyi olduğunu söylüyorsun?" diyenler çıkabilir. Sayfanın üstünde de yazıyor: Kötü bir okurum ben. Bu kadar.

Amacım, listedeki kitapları paylaşmak ve bu kitaplar için bir iki cümle yazmaktı. Laf lafı açtı, yazı uzadı. O halde sadece listeyi paylaşarak bitireyim. Listedekilerin neden bu listede olduğunu açıklama işini bir başka yazıya saklayayım. Görüşürüz.

1. Vladimir Nabokov - İnfaza Çağrı
2. Max Frisch - Kont Öderland
3. China Mieville - Şehir ve Şehir
4. Frank Herbert - Dune Serisi
5. Ödön von Horvath - Tanrısız Gençlik
6. J. M. Coetzee - Barbarları Beklerken
7. Kazuo Ishiguro - Gömülü Dev
8. Kazuo Ishiguro - Klara ile Güneş
9. Upton Sinclair - Petrol
10. Upton Sinclair - Şikago Mezbahaları
11. Katherine Burdekin - Svastika Geceleri
12. Tahsin Yücel - Gökdelen
13. Umberto Eco - Gülün Adı
14. Dino Buzzati - Tatar Çölü
15. Bernard Beckett - Genesis
16. Isaac Asimov - Franchise
17. Philip K. Dick - Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi?
18. Ursula K. Le Guin - Omelas'ı Bırakıp Gidenler 
19. Ahmet Hamdi Tanpınar - Saatleri Ayarlama Enstitüsü
20. Philip Blom - Cadı Kazanı
21. Raymond Queneau - Biçem Alıştırmaları
22. Robert Graves - Ben, Cladius
23. Monika Maron - Uçucu Kül

23 Mart 2019 Cumartesi

Özgür'ün Terk Edildikten Sonra Edindiği Alışkanlıkların Listesi I


1- Yaya yolunu yalnızca beyaz çizgilere basarak geçmek.

Nasıl olduğunu kendisi de bilmiyor, ama terk edildikten sonra Özgür tuhaf bir şekilde, karşıdan karşıya yalnızca beyaz çizgilere basarak geçmeye başladı. Bunu Ziya Gökalp Caddesi’ndeki ışıklardan geçtiği sırada, tam olarak söylemek gerekirse kaldırım ile yoldaki son beyaz çizgi arasını ufak bir sıçramayla aşarken ilk defa fark etmişti. Bir an için kendisini sorgulamış, çevresindeki diğer insanlar gibi neden normal yürümediğini, kaldırıma doğru sıçradığını anlayamamıştı. Ertesi sabah, beyaz çizgilere basabilmek için adımlarını ayarladığını fark etti. Büyük adımlar, küçük adımlar, ufak sıçramalar, birbirini takip eden dans motifleri gibiydi. Ama üzerinde fazla durmadı, en azından birkaç insanın kendisine baktığını fark ettiği bir sabaha kadar bu konuyu bir daha düşünmedi. Ama o sabah, kendisini üç adım atlamada piste (?) çıkmış gibi hissetmesinden mütevellit bu konuya daha sonra vakit ayırmaya karar verdi. Pekala tahmin edebileceğiniz üzere, depresyona girmiş pek çok insanın yaptığı üzere aldığı yeni kararların yüzde doksanına uymadı. Bu da o kararlardan biriydi.

Depresyonunun sonuna kadar bu küçük atlayışlara devam etti, öylesine ustalaştı ki yağmurlu havalarda ayakkabıları minik su birikintilerine hiç batmadı.


2- Mekik çekmek.

Özgür, göbekli olmayan herkesin karın kasına sahip olması gerektiğine dair çocukluğundan kalma saçma bir fikre sahipti. Bir sabah, duştan sonra karın kaslarına sahip olmadığını gördü ve anında sırt üstü uzanarak mekik çekmeye başladı. Uzun süredir spor yapmamış olmasına rağmen kendisini gereksiz yere zorladı. 37 adet mekik çekti. Diğer günler sırasıyla 42, 39 (kırka tamamlamak istemişse de karnındaki yanma izin vermemişti) ve 37 tane mekik çekti. Bir sonraki gün, acelesi olduğunu kendi kendine yineleyerek mekik çekmeden evden çıktı. Daha sonraları içindeki sızıyı engellemek için haftada bir mekik çekmeye başladı. Sağlık için (bu da tartışmalı aslında, karın kası için de denebilir) çıktığı yol, bir haftada omuzlarına yüklenmiş yeni bir yük haline geldi, adeta ritüele dönüştü. Peki, bundan en çok faydalanan karın kasları mı oldu? Ne yazık ki hayır. Hazır gıdalar, dondurulmuş yağlar, asitli içecekler ve katkı maddeleriyle doldurulmuş türlü türlü lezzetli abur cuburlar karşısında haftada bir kez, o da karın kasından çok vicdanı rahatlatmak için çekilen mekikten hayır beklemek, takdir edeceğiniz üzere, fazla saflık olur.


3- Yemek videoları izlemek.

Önce Facebook reklamlarında denk geliyor, sonra Youtube’da aramalara başlıyor. Yapmayacağını bilse de telefonu eline aldığı her zaman, en azından bir video izliyor; hayatında hiç görmediği malzemelerin bir araya gelerek böylesine canlı, böylesine muazzam görünen yemeklere dönüşmesine şaşırıyordu. Birbiriyle uyumsuz gibi görünen pek çok malzemenin aynı yemekte buluşmasına şaşırıyordu. Şaraba batırılan etlerin üzerine mozzarella serpiliyor, karideslerden köfteler yapılıyor, Özgür’ün hastalandığı zaman balın içerisinde tadını aldığı ve hiç sevmediği zencefilden kurabiyeler yapılıyordu. Özgür depresyonda olmasa, düşünme yetisinin büyük bir kısmını neden terk edildiğine dair saçmasapan teorilere harcamasa, buradan çok güzel sonuçlara varabilirdi. Kendi hayatını düzene koyma konusunda işe yarar çıkarımlar yapabilirdi. ''Çünkü hayat, farklı malzemelerin bir araya geldiği bir kazandır aslında. Yemek yapmaktan tek farkı, malzemeleri çoğu zaman seçemememiz ve kazana ne zaman gireceğini bilmememizdir. Ama ne kadar pişirmemiz gerektiğini bilirsek, yemeğin tadını bozmadan pişenleri çıkarabiliriz. Hayatımızı tatsız hale getiren çoğu zaman tam kararında pişmemiş malzemeler, olaylar, duygulardır.'' Tamam, belki de düşünme yetisini bir süre için kaybetmesi daha yararlı olmuştur. Bu fikirlerin yalnızca burada, birkaç kişinin önüne çıkarılması hepimiz için daha iyi olmuştur. Hem zaten Özgür bütün bu cümleleri hiç düşünmedi bile. Süt ile karıştırılan karabiberin tadını merak etti, mutfakta ikisi de olmasına rağmen kalkıp da merakını gidermedi.

Özgür biraz böyleydi. Harekete geçme konusunda beceriksizdi, mutfakta beceriksizdi, belli ki hayatta da beceriksizdi.

Bir Başka Yılın Dökümü

Merhaba. Daha önceki senelerde, bir sene boyunca okuduğum kitapları kaydetmeye karar vermiştim. Böylece her sene 7 Ağustos'ta bir liste ...