Üç Cisim Problemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Üç Cisim Problemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2024 Pazartesi

Haftalık Rapor 10

Merhaba.
Geçen hafta, iyi eserler sayesinde hayattan kaçmayı başarabildiğimden bahsetmişim. Ne büyük bir yanılgıymış. Hayatın kaçılabilecek bir şey olmadığını bu hafta -bir kez daha- öğrendim. Her günü ayrı bir hafta uzunluğunda geçen bir haftaydı. Sinir, stres, üzüntü, kaygı, öfke, çok az da mutluluk hafta boyunca ziyaret ettiler, sağ olsunlar. Bütün bu duyguları yoğun bir takvimde misafir etmeye çalışmak, günün sessiz saatlerini değerlendirmek için erken uyanmak, bünyemde biraz hasar bıraktı. Bir sis gibi çöken baş ağrısı, bedenimi ele geçirdi; sürekli romantik benzetmeler yapıyor; uzun cümleler kurmaktan kendimi alamıyor; noktalı virgülleri hunharca kullanıyorum. Yardım edin!
Hayat devam ediyor, edecek. O yüzden kendimi tekrar etmeme izin verin: Neyse efendim, geçen haftanın raporu için buyrun.

Ne Okudun?
Tamamlanmamış bir bildiriden daha kötü ne vardır? 
Tamamlanmamış iki bildiri. Geçen hafta yazmam gereken bildiriyi tamamlayamadığım gibi haftanın sonuna doğru bir başka özetimin daha kabul edildiği bilgisini aldım. Kenarda hazırlanmayı bekleyen bir de J. J. Rousseau dersi olduğu için bu hafta da akademik metinler arasında çok gittim geldim. Yine de tam anlamıyla bir akademik metin olmasa da burada yer vermek istediğim bir eser var. Philipp Blom'dan "Cadı Kazanı" isimli kitap, Avrupa Aydınlanması'nı, daha spesifik olarak Baron D'Holbach'ın yemek davetlerine, bu davetin konukları olan ünlü simalarının hayatlarıyla beraber anlatıyor. Diderot, d'Alembert, Rousseau, hatta David Hume gibi ünlü konuklarıyla bu davetler, dönemin Paris'inin entelektüel açıdan merakla izlenen -biraz da korkulan- bir mekanı olmuş. Aydınlanmanın ne olduğunu, biraz da magazine değerek okumak isteyenler için iyi bir kitap.
"Karanlığın Sol Eli" bitti. Hakkında daha fazla ne söyleyebilirim, emin değilim. (Daha önce ne söylediğimi merak ediyorsanız, tık tık) Ardından büyük bir boşluğa düştüm. Haftayı kitapsız geçirmeyi dahi düşündüm. Ancak baş etmem gereken durumlardan dolayı dayanamadım. Edouard Louis'in "Şiddetin Tarihi" romanına başladım ve insanın boğazına bir yumru gibi oturan bu hikayeyi birkaç günde bitirdim. Louis, dümdüz anlatılsa okuru boğabilecek oldukça sert bir meseleyi, son derece başarılı bir anlatım tercihiyle sunmuş. Hikayeyi yalnızca bu anlamsız şiddetin mağduru olan baş karakterimizin ağzından dinlemiyoruz. Baş karakterimiz de bizimle beraber, daha önce anlattığı hikayenin bir başkasına aktarılışını dinliyor. Yine sert, yine insanı geriyor. Ancak iyi bir fikir, şiddetten bunalıp kitabı bırakmanızı engelliyor. 
Haftanın son günü elimde bir başka kitap var, Luis Sepulveda'nın "Aşk Romanları Okuyan İhtiyar"ı. Ne kadar güzel bir kitap ismi!

Ne İzledin?
Aslında bu hafta, "Üç Cisim Problemi"ne başlayacaktık. Ancak canım eşim rahatsızlandı, hafta boyunca iyileşemedi. Ben de bir bölüm izleyip bir sonraki bölüme geçmekte isteksiz birisi olduğum için ona beni beklememesini söyledim. Sağ olsun, bütün sezonu bitirdi. Üzerine biraz konuşunca diziye artık o ilk heyecanımla bakamıyorum. Yine izleyeceğim elbette, ama ne zaman olur, bilemiyorum.
Bununla beraber Invincible ve Gibi kaldıkları yerden devam ediyorlar. Invincible, saçmasapan bir sezon planlamasından döndü, bence iyi de döndü. Mark'ın kişisel hayatında bocalamasını, süper güçlerinin bu problemlerinde hiçbir işe yaramamasını, hatta problemlerin esas sebebi olmasını izlemek bana keyif veriyor. 
Gibi ise müthiş devam ediyor. Beşinci sezon, benim için şu ana kadar firesiz devam ediyor. Her bölümünü heyecanla ve bir noktada gelecek olan "sezonun o sıradan bölümünü şimdi izleyeceğim" tedirginliğiyle bekliyorum. Tek bir bölüm, bu sezona leke sürmez, mis gibi sezon.

Ne Dinledin?
Haftalık keşiften elim yine boş dönünce kendi listemle geçirdiğim bir hafta. 

Rapor bu şekildeydi, haftaya görüşürüz.

21 Ocak 2024 Pazar

Haftalık Rapor 3

Geçen hafta telefonu, bir önceki haftaya göre 1 saat 4 dakika daha az kullanmışım. Bu iyi haberle geçen haftanın raporu şöyle şekillendi, demeden önce şu gerçeği belirtmekte fayda var. İnsan, bir haberi iyi olarak algılamada ve bu haberi başkalarına bir müjde olarak vermede çok tez canlı. Kurnaz bir tez canlılık bu, haberi hemen paketleyip ardını arkasını sormayı, soruşturmayı engelleyen bir tez canlılık. İlk cümleyi ele alalım mesela, telefonu 1 saat 4 dakika daha az kullandığımı söyledim. Bunu iyi bir habermişçesine sundum.

Halbuki siz okurlar, geçen haftanın tamamında sınav görevlisi olduğumu, görev esnasında telefona zaten az bakmam ve bu 1 saat 4 dakikalık sürenin aslında daha az olması gerektiğini bilmiyorsunuz. Belli ki daha az olması gereken ekran süremi, sınav aralarında ekstra çaba sarf ederek yine yukarıya çekmişim. Yani başarısız bir başarı bu. Evet, ekran sürem kısalmış; bütün bu yazı dizisini yazma amacımı gerçekleştirmişim gibi görünüyor. Halbuki, çok daha iyi olabilirdi, olmalıydı. Ortamın uygunluğunu geçtim, ortamın zorunluluğuydu bu.

Yine de haberi, iyi bir haber gibi sundum. Burada bir hayat dersi var, ancak ortaya çıkarmak için yorgunum. Bu haftayı da atlatalım, sonra hep beraber hayat dersleri üzerine düşünürüz. Söz.

Neyse efendim, karşınızda geçen haftanın raporu.

Ne Okudun?

Bu hafta akademik okumalar açısından kısırdı. Günün yorgunluğunu biraz sonra göreceğiniz müthiş romanla atarken yalnızca tek bir eser bana eşlik etti; Harold J. Laski'nin "Düşünce Özgürlüğü" isimli eseri. Laski'nin akıcı, kılçıksız üslubu ve kolay okunurluğu nedeniyle araya aldığım bu eseri, not ala ala okudum. Hem dinlendirdi, hem de farklı yolları gösterdi. Laski okumayı değerli buluyorum. Açık bir zihnin, döneminin güncel örneklerini kullanarak tartışmalara nasıl katkı sağlayabileceğini göstermesi açısından önemli.

Haftanın romanı, Cixin Liu'nun "Üç Cisim Problemi"ydi. Geçen haftanın raporunda başladığımı söylemiştim. Bu hafta, her boş vaktimde elime aldım, elimden bırakamadım. Sıkı bir bilimkurgu okumayalı çok uzun zaman olmuştu. Üç Cisim Problemi, sıkı bilimkurguyu ne kadar özlediğimi ve sıkı bilimkurguya ne kadar aç olduğumu hatırlattı. Seriyi muhakkak bitireceğim, ancak zamana yaymalı mıyım, yoksa hemen devam kitabını sipariş etmeliyim, henüz karar veremedim.

Hafta bitmeden, Dag Solstad'ın "Lise Öğretmeni Pedersen'in Ülkemize Musallat Olan Büyük Siyasi Uyanışa Dair Anlatısı"na başladım. Solstad, sevip sevmediğime henüz karar veremediğim bir yazar. Daha önce "On Birinci Roman, On Sekizinci Kitap"ını okumuştum. Kitabı, bir sahnesi dışında hatırlamadığımı fark ettim, sanıyorum beğenmedim diyebilirim. Ancak ikinci kez şans vermek istemişim belli ki yeni kitabını aldım. Haftaya göreceğiz.

Ne İzledin?

İzleme açısından kısır bir haftaydı. O kadar kısırdı ki dün ikişer bölüm izlediğim "Gibi" ve "Prens" olmasa bomboş bir hafta olacaktı. Gibi'yi de çok dahil etmemek lazım, çünkü "Karanlık Güç" ve "Kuki"yi zaten defalarca izlemiştim. Prens ise arada açıp kaldığım yerden devam ettiğim, rahatlamak için izlediğim dizilerden bir diğeri. Henüz ilk sezonunu bile bitirmedim, muhtemelen ikinci sezonu geldiğince anca bitirmiş olurum ancak keyifli bir komedi.

Ne Dinledin?

Yeni bir şarkı yok. Biraz Queen, biraz eski çalma listeleri, çok az da Metallica.

Rapor bu şekilde, haftaya görüşürüz.

14 Ocak 2024 Pazar

Haftalık Rapor 2

Her pazartesi telefonum, geçen haftanın sağlık verilerini içeren raporu gönderiyor. Uyku düzenim, ekrana bakma sıklığım, kullandığım programları kaçar saat kullandığım vs. üzerine can sıkan bir sürü veri. Az uyuyorum, ekrana çok sık bakıyorum. Telefon ekranına bakmadığım zamanların büyük bir kısmını bilgisayar ekranına bakmakla geçirdiğimi bilmeyen telefonuma karşı mahcubum. Üstelik bu haftanın raporunda, telefonumu geçen haftaya göre 1 saat 20 dakika daha fazla kullandığıma ilişkin bir not da vardı. Bu süreyi, tekrar başladığım satrancın aldığını düşünüyorum. Bir yandan iyi, diğer yandan ise kötü. Haftada 80 dakika satranç için çok kısa bir süre olduğu için kötü, paslandığım için eski formuma kavuşana kadar fazlaca vakit ayırırdım diye düşünüyordum. Öte yandan yalnızca bu kadar vakit ayırabilmiş olmam iyi, fazlasını ayıracak vakit bulabilmem -özellikle bu haftadan itibaren- pek mümkün görünmüyor. 

Neyse efendim, karşınızda geçen haftanın raporu.

Ne Okudun?

Haftanın akademik metni Cemal Bali Akal'ın "Yasa ve Kılıç" kitabıydı. Geçen haftaki okumalardan sonra (tık tık) bu metne geri dönmem gerektiğini hissettim. Aradığım şeyi, üzerinde çalıştığım metin gereken çok değerli atıflar ve ek kaynakları buldum. Üstelik Cemal Bali Hoca'nın üslubundaki lezzeti bir kez daha tattım. Hocanın metinleri okumak akademik keyfin yanı sıra edebi bir keyif de veriyor.

Haftanın önemli bir kısmını Ayhan Geçgin'in "Son Adım"ı ile geçirdim. Beklenmedik bir anda gelen sımsıkı bir yumruk gibiydi. Kitabın son otuz-kırk sayfada saptığı yol, bitirdiğiniz yerden geriye bakınca esasında bu yola dair işaretlerin verilmiş olduğunu görmek, tekrar sonu hatırlamak, zor bir deneyimdi. Zor olduğu kadar güzel. İnsan Ayhan Geçgin'in bütün kitaplarını okuyup bitirmek istiyor, ancak bir yandan da her zaman okunacak bir Ayhan Geçgin kitabı kalsın istiyor. Bu yüzden son romanına başlamadım. Onun yerine Liu Cixin'in "Üç Cisim Problemi"ne başladım. Uzun süredir iyi bir bilimkurgu okumak istiyordum, ilk sayfalarıyla iyi bir bilimkurgu okuyacağıma olan inancım kuvvetlendi. 

Ne İzledin?

Canım eşime eşlik ettiğim Death Note maceramızı bitirdik. Malum bölümden sonraki kısımlar, nedense bu sefer o kadar da kötü gelmedi. Artık hafızamdan sildiğim için midir, pek çok kısmı hatırlayamadım bile. Canım eşim ise bütün bu deneyimi 10 üzerinden 8 olarak değerlendirdi. Ancak bütün uyarılarıma rağmen yeni bir anime arayışına girişti, birkaç günün ardından da buldu. Fullmetal Alchemist, ilk bölümüyle pek tatmin etmedi, ancak biraz daha şans verecek. Yine hatırlayamadığım bir bölüme kadar olan hikayeyi az çok biliyorum, en azından o bölüme gelene kadar kendisini itekleyeceğim.

Ne Dinledin?

Death Note'dan kalan soundtrack albümü ve jeneriğini çalan The World grubu oldu. Özellikle canım eşimleyken sürekli dinledik. İkinci sırada ise bu hafta Queen vardı. 

Rapor bu şekilde. Haftaya görüşürüz.

Bir Başka Yılın Dökümü

Merhaba. Daha önceki senelerde, bir sene boyunca okuduğum kitapları kaydetmeye karar vermiştim. Böylece her sene 7 Ağustos'ta bir liste ...