İş Bankası Kültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İş Bankası Kültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2025 Perşembe

Kontrol Kalemi: Robert Graves - Ben, Claudius


Yayıncı: İş Bankası Kültür Yayınları

Çeviren: Dost Körpe

Editör: Gamze Varım

Sayfa Sayısı: 528

Okunacak kitap fazla, okumak için gereken zamanımız ise az. Üstelik, zamanımız gittikçe azalırken okunmayı bekleyen kitapların sayısı gün geçtikçe artıyor. Elimizde sihirli bir değnek olmadığı için kalan sınırlı vaktimizi iyi eserlerin peşinden koşarak, kötü eserlerden ise kaçarak geçiriyoruz. Koşunun yorgunluğunu atmak ve kötü eserler karşısında ihtiyacımız olan teselliyi bulabilmek içinse elimden gelen, teselli için önerilebilecek iyi eserlerin peşine düşmek. İşte bu yüzden bugün teselliyi, "Ben, Claudius" isimli romanda arıyoruz.

Roma İmparatorluğu hakkında çok sık düşünen biri değildim. Derste imparatorluğun son zamanlarını ve feodal döneme katkılarını anlatmadan önce düşünür, aralıklarla da Roma tarihi üzerine okur, izlerdim. Ancak son birkaç aydır daha sık düşünür oldum. Önce HBO'nun muazzam ötesi Rome'unu izledik (Sen de yargılanacaksın HBO!), ardından dizinin etkisiyle daha geçen sene okuduğum "Ben, Claudius"u bir kez daha okudum. Artık Roma hakkında daha sık düşünen biriyim.

Robert Graves, Roma'nın dördüncü imparatoru Claudius'un kaleminden Augustus, Tiberius ve Caligula dönemlerini anlatırken iktidar hırsı üzerine zamansız bir esere imza atmayı başarmış. Saray oyunları, politik mücadeleler, savaşlar ve arkadan iş çevirmeler. Entrikanın bitmediği, son sayfaya kadar devam ettiği bir anlatı "Ben, Claudius". Graves, tarihsel gerçekleri temel alarak kurduğu anlatısında bütün bu keşmekeşin içinde beceriksiz, düşük zekalı ve işe yaramaz görülerek eğlence konusu haline getirilen tarihçi Claudius'u baş karakter olarak seçmiş ve böylece okuru sıkmadan isim ve olay bombardımanının  nasıl yapılacağı problemine iyi işleyen bir çözüm bulmuş. Kendini yetiştirmiş, çok okuyan, iyi yazan Claudius'un tarafsız bir şekilde kaleme almaya söz verdiği tarih kitabını okuduğumuz söylenince kitabın yapısını tahmin etmek zor olmuyor. Claudius, titizlikle İmparatorluk'ta yaşananları anlatıyor. Arada kendi hayatındaki gelişmelere de yer vermiyor. Tarihçi olduğu için değil, imparatorluk ailesinde yer aldığı ve bir şekilde kendisini olayların içinde bulduğu için yapıyor bunu. Böylelikle kitap, bir tarih çalışması olmadığını her seferinde gösteriyor. 

Hikaye elbette imparatorlar ve imparatorluk üzerinden ilerliyor; ancak anlatıcımız ve ana karakterimiz Claudius'un yanında bahsedilmesi gereken ilk isim, kalan üç imparator değil. Bu üç imparatorun hayatına, iktidarına ve Roma'nın kaderine müdahale etmiş olan Livia. Augustus'un sevgili eşi, Tiberius'un annesi ve Caligula'nın büyük büyük annesi. İktidar hırsının ete kemiğe bürünmüş hali olan Livia, Graves'in kaleminde unutulmayacak bir karaktere dönüşmüş. Sıradan bir kötü karakter değil. İktidar hırsı olan bir insan sadece. Hatta romanda da belirtildiği üzere Tiberius ve Caligula gibi zorbaların eylemlerine karşın İmparatorluğun yıkılmamasının tek nedeni, Livia'nın kurmuş olduğu idari sistem. Bu nedenle Livia'yı salt kötü bir karakter olarak görmek mümkün görünmüyor. Esasında birkaç karakter dışında hiçbir karakter hakkında kesin kanıya varmak mümkün değil. Augustus'un büyük bir imparator olduğu kadar büyük bir çocuk olduğu söyleniyor. Tiberius'un tiranca yönetiminin nedenleri ve Caligula'nın kibrinin nereden kaynaklandığı ele alınıyor. Graves, bu karakterlerle akraba olan Claudius'u kullanarak bu karakterleri anlamak istiyor. Okura da onları bütün yanlarıyla göstererek iktidar için mücadele edenlerin kimler olduğunu göstermeye çalışıyor.

Bu açıdan hala çağdaş bir eser. Roma İmparatorluğu'nu anlatıyor olması, kitabı elbette tarihi bir roman yapıyor. Ancak politika üzerine anlattıklarıyla çağı yakalayan bir roman. Roma İmparatorluğu, popülizmin icat edildiği topraklar değil; ancak popülizmin değerinin anlaşıldığı ve popülist siyasetin etkin olarak kullanıldığı bir coğrafya. Roma İmparatorluğunun siyasi çekişmelerini anlatan bu romanı içinde bulunduğumuz dünyayı düşünerek okumak, farklı bir okuma deneyimi sunacaktır. Roma Senatosu'nun işlevini nasıl yitirdiği, halkın gözünün nasıl boyandığı, politikacıların nasıl karar aldıkları ve kişisel hırsları için ne kadar ileri gidebilecekleri gibi noktaların binlerce yıl öncesinden bu zamana nasıl hiç değişmediklerini görmek, sizi şaşırtabilir. Aslında şaşırtmamalı. İnsan değişmedi ki binlerce yıllık tutkuları, duyguları, nitelikleri ve amaçları değişmiş olsun.

Neyse, ben Claudius'un hikayesine devam etmeye gidiyorum. Livia'ya verdiği bir söz var ve ne olacağını merak ediyorum.

Teselli Puanı: 5/5

21 Kasım 2024 Perşembe

Kontrol Kalemi: Joachim Zelter - İşsizler Okulu


Yayıncı: İş Bankası Kültür Yayınları

Çeviren: Regaip Minareci

Editör: Başak Güntekin

Sayfa Sayısı: 157

Okunacak kitap fazla, okumak için gereken zamanımız ise az. Üstelik, zamanımız gittikçe azalırken okunmayı bekleyen kitapların sayısı gün geçtikçe artıyor. Elimizde sihirli bir değnek olmadığı için kalan sınırlı vaktimizi iyi eserlerin peşinden koşarak, kötü eserlerden ise kaçarak geçiriyoruz. Koşunun yorgunluğunu atmak ve kötü eserler karşısında ihtiyacımız olan teselliyi bulabilmek içinse elimden gelen, teselli için önerilebilecek iyi eserlerin peşine düşmek. İşte bu yüzden bugün teselliyi, "İşsizler Okulu" isimli romanda arıyoruz.

Bina yönetmeliğinde ve okul binasının çeşitli noktalarında asılı afişlerde bir cümle yer alır. 

Work is Freedom.

SPHERICON'a hoş geldiniz. O ne bir plan ne de bir programdır, bir tür sistemdir. SPHERICON'da bir okul günü sabah saat 6.15'te başlar, gece 23'te sona erer. Kursiyerlerin hiç boş zamanı yoktur. Çünkü SPHERICON'da boş zaman yoktur. Zaman bölünmüştür: Eylem zamanı, yapma zamanı, iyileştirme zamanı, yeni başlangıçlar zamanı, öğrenme zamanı, düşünme zamanı, düşünce tarzını değiştirme zamanı, kesintisiz başvuru çalışması zamanı...

SPHERICON, kursiyerlere en iyi CV'nin nasıl hazırlanacağını öğreten bir okuldur. İşin değil, iş aramanın öğretildiği bir tesistir. Dikkat çekici CV nasıl hazırlanır, geçmişin hoşa gitmeyen detayları nasıl değiştirilir, potansiyel iş verenlerin beğenisi nasıl kazanılır, hepsini SPHERICON'da öğrenirsiniz. Önemli olan bir işinizin olmasıdır. Bunun için tesisin her yerinde günün her saati, her bölümde ayrı bir karakterin iş arama macerasının gösterildiği "Job Quest" sürekli gösterilir. Arayış önemlidir.

Öyledir. Çünkü devir değişmiştir artık. Yirminci yüzyılın kampları, çalışmanın bireyi özgürleştireceğini ilan ederken yirmi birinci yüzyılda birey artık özgürleşmiştir. Çünkü çalışmak özgürlüktür. Veya özgürlük, çalışmaktır. 

Cümle, tersten de geçerli: Freedom is Work.

Artık dönüşüm tamamlanmıştır. Yeni bir çağa geçilmiştir ve ihtiyaç duyulan artık sadece çalışan insan değildir. İş arayan insana da ihtiyaç vardır. Bunu ne kadar profesyonel yapabilirse o kadar iyi. Çünkü çalışan, ensesinde her zaman iş arayanın soluğunu hissetmelidir ki daha çok çalışsın. İşini kaybetmesin.

Bu oyunda hedef, yalnızca bir iş pozisyonunu ele geçirmek değil, aynı zamanda başkasının elinden almak... Olabilecek en maceralı yollardan işyeri sahiplerini dinliyor ve gözetliyorlar, şifreleri kırıyor, başkalarının e-postalarına bakıyor, küçücük bir dikkatsizlik, bir zayıf nokta arıyorlar... Sonra bir anda can alıcı butona basıyorlar: "Job Attack."


Yakın gelecekte geçen İşsizler Okulu, konusu ve girişiyle okuru heyecanlandırıyor. Umut verici girişle birlikte ilk dikkat çeken, yazarın okurla hikaye arasına mesafe koyan üslubu. Okurla hikaye arasına SPHERICON giriyor. Onun bürokratik duvarlarına çarpıyor, sıkı planlanmış programının arasından hikayeye sızmaya çalışıyorsunuz. SPHERICON'un hikayesini okuduğunuzu düşünüyorsunuz. Kaldı ki yazar, SPHERICON'un hikayesinin nasıl anlatılacağını da açık açık söylüyor:

SPHERICON üzerine bir kitap yazılacak olsa, içinde gerçek insanlar olmazdı, insan figürleri bile olmazdı, olsa olsa değişken özgeçmişlerden parçalar ya da hayali bölümler olurdu... Karakterlerinin çoğunun bir isme bile ihtiyacı olmazdı. Olsa bile bunları mütemadiyen takas etmek ve değiştirmek için olurdu... Dili, SPHERICON dili olurdu: Yönetmen komutu gibi, özlü ve kısa. Yönetmen komutu kısalığına indirgenmiş hareketler ve yorumlar. Sürekli şimdiki zamanda kalan bir dil.

Özlü ve kısa. İşsizler Okulu'nu tarif edecek iki iyi kelime. Gerçekten kitabın yarısına kadar bırakın kahramanı, bir kahraman adayını bile görmüyorsunuz. Göreceğinizi de düşünmüyorsunuz. SPHERICON ve oradaki eğitmenlerden olan Fest tüm sahneyi kaplıyor. Ancak Fest bile bir karakter olarak orada değil, komutu verecek yönetmen olarak bulunuyor. Kursiyerlere nasıl iyi CV hazırlayacaklarını anlatıyor. Sürekli ve ısrarlı sorularla onları zorluyor.

İkinci yarıdaysa kitap farklı bir yöne sapıyor. SPHERICON'daki iki kursiyer Karla ve Roland, görmeyi umduğumuz distopyanın sonunu getirecek karakter adayları olarak beliriyor. Ancak sadece aday olarak kalıyorlar. Bir anda hızlanan tempoya ne yazık ki yetişemiyorlar. Öyle ki Roland'ı bir noktadan sonra görmüyoruz dahi. Bunun nedenlerini düşününce aklıma yalnızca kitabın başında hoşuma giden üslup geliyor. Bu farklı üslup, SPHERICON'u anlatmaya çok uygun. Ancak bir karakteri tasvir etmeye o kadar da uygun değil. Karla'yı anlatırken dahi soğuk, mesafeli kalıyor. Bu, belli ki bilinçli bir tercih. Ancak Karla'yla aramıza giren mesafe, kitabın vurucu olması gereken finalini de uzaktan izlememize, Karla'nın gördüğü manzarayı onunla görememize neden oluyor. Çalışma kamplarının modern (ancak elbette çağa uygun olarak değiştirilmiş) halini okuduğumuz romanda yine geçmişi hatırlatan bu finalin çok daha vurucu olması gerekirdi. Bu nedenle kitap, ne yazık ki tat kaçırabilecek bir final yapıyor.

Yine de ilginç bir okuma deneyimi sunması açısından şans verilmesi gereken bir eser.

Teselli Puanı: 3/5 

Bir Başka Yılın Dökümü

Merhaba. Daha önceki senelerde, bir sene boyunca okuduğum kitapları kaydetmeye karar vermiştim. Böylece her sene 7 Ağustos'ta bir liste ...