Kitap Editörü: Fahri Güllüoğlu
Kapak Tasarımı: Nahide Dikel
Sayfa Sayısı: 127
Okunacak kitap fazla, okumak için gereken zamanımız ise az. Üstelik, zamanımız gittikçe azalırken okunmayı bekleyen kitapların sayısı gün geçtikçe artıyor. Elimizde sihirli bir değnek olmadığı için kalan sınırlı vaktimizi iyi eserlerin peşinden koşarak, kötü eserlerden ise kaçarak geçiriyoruz. Koşunun yorgunluğunu atmak ve kötü eserler karşısında ihtiyacımız olan teselliyi bulabilmek içinse elimden gelen, teselli için önerilebilecek iyi eserlerin peşine düşmek. İşte bu yüzden bugün teselliyi, "Nefaset Lokantası" isimli romanda arıyoruz.
Bir kitabı okumaya neden devam edersiniz? Bu sorunun pek çok cevabı olabilir. Kitap hakkında övgüler duymuş, okumuşsunuzdur. Çok sevdiğiniz bir kişi kitabı çok seveceğinizi söylemiş, adeta size beğenme garantisi sunmuştur. Kitabın arka kapak yazısı hoşunuza gitmiştir. Belki de yazar maharetini konuşturmuş ve ilk cümleleriyle sizi avucunun içine almıştır. Yakın zamanlarda okuduğum "Baharda Ölmek" isimli romanda Ralf Rothmann tam olarak bunu yapıyor mesela. Öyle güçlü, öyle lezzetli bir dille öyle bir hikaye başlangıcı yapıyor ki kitabın geri kalanından apayrı bir yerde duran başlangıç sayfaları, sizi hikayenin devamına rahatlıkla götürürken kitabı bitirdikten sonra tekrar dönüp okunmak üzere orada duruyor.
Bir ihtimal daha var. Başlangıç canınızı sıkar. Yazarın bir başka incelikli oyunudur bu. Kendinizi, okur olarak öyle bir durumda bulursunuz ki hikayenin başladığınız noktadan daha kötüye gidemeyeceğini düşünerek okumaya devam edersiniz. Üstelik hikaye, Türkiye'den gitmek gibi bir konu olunca can sıkıntınız bir kat daha artar; bu gidişin nasıl gerçekleşeceğini, gidenin ve kalanların hayatlarında ne gibi sonuçlar doğuracağını merak edersiniz. Tuğba Doğan'ın Nefaset Lokantası, henüz açılış sayfalarında bir cenaze merasimi ile Türkiye'den gitmek fikrini birleştirerek yukarıda bahsettiğim anlamda bir can sıkıcı açılışla karşılıyor okuru.
Kahramanımız Salih, bir gazeteci. Yıllardır çalıştığı gazeteden kovulunca Türkiye'yi terk etmeye ve Brezilya'ya taşınmaya karar veriyor. Veda yemeği, müdavimi olduğu -kitaba da adını veren- Nefaset Lokantası'nda yapılıyor ve okur olarak bizler de bu yemeğe katılıyoruz. Salih'in kararı üzerine bocalamaları, kararsızlıkları, bir yandan iç sesi tarafından dile getirilirken kalabalık masanın gündelik sohbetleriyle hoş bir tezat oluşturuyor. Kitap, en azından birinci bölüm, Salih ve masadakilerin hayatlarını kesitler halinde gördüğümüz bir yapıda planlanmış. Her kesit, Salih'e ve gitme kararına bir şekilde bağlanıyor. Romanın en keyifli bölümünün bu bölüm olduğunu söyleyebilirim. Salih'in sessizliği ile çevrenin gürültüsü arasındaki denge, Salih'in bocalamalarını okurken diğer karakterlerin hayatlarına da bakış atmak, anlatıyı rahatlatmış. Üstelik ülkede çokça konuşulan ülkeyi terk etmek konusunda farklı görüşleri görüyor olmak, kimilerimizin içinde bulunduğu duruma bir kez de dışarıdan bakmamıza yardımcı olarak önemli bir iş yapıyor.
İkinci bölümle beraber kitap başka bir rotaya yelken açıyor. Artık Salih ve Salih'in hayatıyla baş başayız. Ne yazık ki bu bölümle beraber anlatı ağırlaşıyor. Bir önceki bölümün çok sesliliği, Salih'in kitaba kattığı boğuculuğu ferahlatırken ikinci bölümle beraber Salih'in hikayesine dahil olan eski sevgili anlatısı, boğuculuğu biraz daha artırıyor. Salih'in bocalamasının altında ayrıca bir sebep daha olmalı mıydı? Emin değilim. İlk bölüm Salih'i, günümüz Türkiye'sinde rahatlıkla empati kurulabilir bir karakter olarak inşa ederken ikinci bölüm, onu alıp farklı bir yere, trajik bir kahramana dönüştürmeye çalışıyor. Ancak Salih, trajik bir karakter olarak sevilebilecek bir karakter değil. Onun güzelliği, bizden biri olmasında. Geçmişinde, okulunda, iş hayatında, yaşamda yaptığı hatalarda, bocalamalarda, kararsızlıklarında. İkinci bölümle bu karaktere bir derinlik eklemeye çalışmak, gereksiz bir çaba gibi hissettiriyor.
Hatırlayacaksınız, bu kitap üzerinde bir süredir düşündüğümü söylemiştim. Kitabın beni düşündüren ilk yanı Salih'in bu dönüşümüydü. Daha doğrusu, yazar tarafından ikinci bölümden itibaren dönüştürülüşüydü. Üzerinde düşündüğüm diğer nokta ise kimi zaman kitaptan uzaklaşmama neden olan anlatım tercihleriydi. İlk bölümün anlatımı, farklı karakterlerin kattığı çok seslilik ve canlılık ile daha yaşayan bir anlatım iken ikinci bölümle beraber biraz daha kasvetli, biraz daha aforizma ağırlıklı bir anlatım görüyoruz. Bölümün büyük bir kısmının bu şekilde kurulması, üzerinde durup düşüneceğimiz cümlelerin etkisini kaybetmesine neden oluyor. Hal böyle iken birinci bölümün sonunda kitabın sonuna bırakılan oltadaki yemi yutmak istiyorsunuz, ancak takip etmek zorlaşıyor.
Nefaset Lokantası, ilginç bir kitap. İlk bölümü, kesinlikle okunmalı. İçinizi sıkacak, bazı düşüncelerinizi çat diye yüzünüze vuracak ve belki de karnınızı acıktıracak. İkinci bölüme geçmek için sizi heyecanlandıracak da. Bu nedenle şans verilmesi gerekiyor. Ancak dikkatli olmanızı öneririm. Her yemek, her damağa göre olmayabilir. İkinci bölümden memnun olmayabilirsiniz. Elbette her okurun kendi damak tadı vardır. Ben beğenmedim diye siz de beğenmeyeceksiniz diye bir kural yok. Beni yalnızca yemeği sizden önce tatmış, biraz tuzlu olduğunu söyleyen bir dostunuz olarak düşünün. Ben de daha fazla yemek göndermesi yaparak canınızı sıkmadan buradan sessizce uzaklaşayım.
Teselli Puanı: 3.5/5
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder