30 Aralık 2025 Salı

Liste Güncellemesi

Merhaba.
Daha önce bir süredir uğraştığım kitap listesini paylaşmıştım (tık tık). Bir zamanlar adı "Genel Kamu Hukuku Dersinde Önerilebilecek Kitaplar" olan, ancak sonradan adını kaybeden bir liste bu. Her liste gibi sübjektif. Tamamen benim okurken büyük keyif aldığım ve hukuk öğrencilerinin okumaları gerektiğini düşündüğüm kitaplardan oluşuyor. Elbette akla ilk gelen kitapları (Dava, öhöm) almak istemedim. Hukukla ilişkisi biraz daha silik olabilen, belki bu ilişkiyi aratacak kadar silik birkaç  kitap varken geleceğin hukukçularına belirli bir bakış kazandıracağını düşündüğüm kitaplar da var. Örneğin, "Biçem Alıştırmaları" gibi deneysel bir metin "şimdi hukukla ne alaka?" diye düşündürebilir. Ancak bir hukukçu metinlerle haşır neşir olacaksa -ki olacak-, bu kitabı da okuması gerekli, diye düşünüyorum.
Listeyi en son "Terra Nostra" ile güncellemişim. O zamandan bu zamana Homo Zapiens, Zübük, Şok Dalgası Süvarisi, Sayın Başkan, Hayvan Hükümranlığı, Kurtların Tarihi, İşsizler Okulu, Goethe'nin İnfazı, Işıklar Ülkesi, Kralın Laneti, Şiddetin Tarihi, Tanrı Claudius, Mevki Uygarlığı, Balıkçıl Gözü, Vulcan'ın Çekici ve Tebaa eklendi. Yine farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda geçen farklı türlerde kitaplara yer verdim. Listenin gittiği yer ve çeşitliliği hoşuma gidiyor. Bu nedenle listenin geldiği noktayı aralıklarla sizinle paylaşmayı seviyorum. Umarım sizin de hoşunuza gidiyordur. 

Peki bu kitapları okuyunca ne olacak? Daha iyi bir hukukçu mu olacaksınız? Elbette, tek başına bu kitaplar sizi daha iyi bir hukukçu yapmayacak. Ancak şunu temin edebilirim, bu kitapları okuduktan sonra, okumadan önceki halinizden daha kötü bir hukukçu olmayacaksınız, olamayacaksınız. Zaten önemli olan da bu değil mi?
 

19 Aralık 2025 Cuma

Edebiyat Tarihinin En Sevimsiz Karakteri ya da Siz Bu Adamı Zaten Tanıyorsunuz


Onu gördünüz! Ortalama zekaya sahip vasat bir insan, fırsatlara ve ortama bağımlı, burada durum aleyhine olduğu sürece cesaretsizdi ve ama durum lehine döndüğü andan itibaren de büyük bir özgüven sergiledi.
Karşınızda Diederich Hessling. Kayser Almanyası'nın yılmaz savunucusu, Kayser'inin fikirlerinin destekçisi, düşmanlarının korkulu belası. Gerçek bir vatandaş, yorulmaz bir savaşçı. Aynaya baktığında kendinde bu özellikleri gördüğüne şüphe yok. Biz okurlar ise başka bir Hessling görüyoruz: Korkak, konformist, ikiyüzlü, düzenbaz ve bencil. Belki de edebiyat tarihinin en sevimsiz karakteri. 



Yayınlandığı dönemde büyük bir gürültü koparmış olan "Tebaa", bir bildungsroman. Başkarakterimiz Diedrich Hessling'e çocukluğundan yetişkinliğine, okul yıllarından iş hayatında kazandığı başarılara kadar eşlik ediyoruz. Çocukluğundan gelen itaatkar yapısının Kayser Almanyası'nın istediği vatandaşa dönüşme sürecini okuyoruz. Kayser'ine ve ideallerine tutkuyla bağlı, onun hayallerindeki Almanya için herkesle mücadele etmeye, gerekirse canını vermeye hazır. İç ve dış düşmanlarla mücadele edilmesi gerekiyorsa en ön sırada o koşar, en çok o çaba gösterir ve düşmanlarına diz çöktürene kadar vazgeçmez. Yeter ki değeri bilinsin ve iktidar kazanından birkaç damla da ona düşsün. Kepçeye bile gerek yok, ufak bir tahta kaşık verilsin. Verilsin ki kazana göz dikenlerin kafasına tahta kaşıkla vurulabilsin.

"İnsan mı?" Diederich gözlerini devirdi. "Onlar iç düşman!"
Agnes'in yine ürktüğünü görünce biraz sakinleşti. 
"Eğer ayaktakımı yüzünden bütün caddelerin kapatılması hoşunuza gidiyorsa mesele yok."

Bütün amacı budur aslında: Kendi mikro iktidar alanında, kendisine karşı koyamayacak insanları ezebilmek. Dilinden düşürmediği ülküsü, bir araçtır sadece. İktidar aygıtının bir parçası olmak, elde ettiği güçle kendi hayatını kolaylaştırmak ve kazanç elde etmek için büyük laflar söyler. Özellikle destekleniyorsa, kendisi gibi düşünenler arasındaysa coştukça coşar. Yer yer iktidarın dilini ödünç alır, henüz iktidar konuşmadan iktidarın ne söyleyeceğini bilerek onun yerine konuşur. Bir hadsizliktir bu, farkındadır. Ancak iktidar, ses çıkarmaz. Ses çıkarmayarak onu onaylar. Böyle anlarda, iktidarın sesini almasının cezaya karşılık geleceğini bilmeden geçirdiği korku dolu günleri hatırlamaz; daha da böbürlenir. Veya azınlıkta kaldığında, sesi bastırıldığında, sahip olduğu mikro iktidarın ne kadar ufak bir zerre olduğunu fark ettiğinde bayılmak dahi ister. Bayılmak, bilincini kaybetmek, böylece tepki çekmemek, yenilmemek ister. Geri çekilir, arka planda kalır, planlar yapar, zor durumlardan kurtulur. Daha önce neredeyse kaybettiğini hatırlar ve arsızca saldırır. Korkar Diederich Hessling, kahraman olur.

İş hayatında zirveye yükselirken karakteri tam tersi istikamette ilerler. Kayser'inden başka sevdiği kimse yoktur. Annesi dışında onu seven kimse yoktur. Netzig'in en güçlü adamı olmuştur, istediğini başarmıştır ama iktidar aygıtı karşısında hala ufaktır. Ancak bunu dert etmez, diğerlerinden daha büyük olduğu sürece küçük kalmayı, başkalarını ezebildiği sürece ezilmeyi bir sorun olarak görmez. Olması gerekenin bu olduğunu düşünür. Ezebiliyorsa ezmelidir. İktidar karşısında ise tebaa olduğunu akıldan çıkarmamalıdır.

Bir an vardı. Bir umut ışığı, Diederich'i değiştirecek bir ihtimal vardı. Henüz Berlin'de üniversitede okurken tanıştığı Agnes'in ona olan aşkı, Diederich'in hayatının dönüm noktası olmaya adaydı. Agnes ile birlikte olabilir, onunla taşrada sakin bir hayat yaşayabilirdi. Öğrenci birliğinden ayrılır, gerçekten sevdiği kadınla bambaşka bir yaşam sürebilirdi. Ancak zamanı gelince bu ihtimali elinin tersiyle iter. Agnes'i hayatından çıkarır, kızının durumunu konuşmaya gelen babasını ise önce rezil, ardından kovmaktan beter eder. O noktadan itibaren Hessling için her şeye rağmen içimizde taşıdığımız sempati de kaybolur. Dibe doğru giderken kariyerindeki yükselişini okuruz. Kitabın devamı okur için bir sinir harbine dönüşür. Hessling girdiği işlerde ve politikada başarılı olur. Kurduğu planlar bir şekilde gerçekleşir, rakiplerini alaşağı eder. Zorluklarla karşılaşsa da her zorluktan bir şekilde kurtulur. Yaptıklarının karşılığını görmez, bir şekilde paçayı sıyırır. Roman bir sinir harbine dönüşür. Hessling gibiler yükselir; çünkü zaman Hessling'lerin zamanıdır.

Edebiyat tarihinin en sevimsiz karakteridir Hessling ve ne yazık ki siz bu adamı zaten tanıyorsunuz. "Tebaa" zamansız bir roman; Hessling ise ne yazık ki zamansız bir karakterdir.

10 Aralık 2025 Çarşamba

Kontrol Kalemi: Christopher Isherwood - Mr. Norris Aktarma Yapıyor


Yayıncı: Yapı Kredi Yayınları

Çeviren: Betül Kadıoğlu

Editör: Darmin Hadzibegoviç

Sayfa Sayısı: 184

Okunacak kitap fazla, okumak için gereken zamanımız ise az. Üstelik, zamanımız gittikçe azalırken okunmayı bekleyen kitapların sayısı gün geçtikçe artıyor. Elimizde sihirli bir değnek olmadığı için kalan sınırlı vaktimizi iyi eserlerin peşinden koşarak, kötü eserlerden ise kaçarak geçiriyoruz. Koşunun yorgunluğunu atmak ve kötü eserler karşısında ihtiyacımız olan teselliyi bulabilmek içinse elimden gelen, teselli için önerilebilecek iyi eserlerin peşine düşmek. İşte bu yüzden bugün teselliyi, "Mr. Norris Aktarma Yapıyor" isimli romanda arıyoruz.

Kimi romanlar şölen gibidir. Yalnızca tek bir ögeyi başarıyla işleyerek bu şölen havasını elde etmek mümkündür: Anlatılan olay, hikayenin geçtiği zaman ve mekan ya da hikayedeki tek bir karakter. Diğerleri eksik hissettirse de tek bir nitelik dahi sizi şölene davet eder. Kimi romanlarda ise anlatılan olaylar, hikayenin geçtiği zaman ve mekan ya da unutulmaz karakterleriyle tamamıyla bir şölende hissedersiniz. Üzerine yazarın hikayesine uygun tempolu anlatımı da eklenince okuma zevkiniz katlanarak artar.  "Mr. Norris Aktarma Yapıyor" ikinci kategoriye giren bir roman, her şeyiyle bir şölen.

Hikayemiz iki dünya savaşı arasında Berlin'de geçiyor. (Zaman ve mekan tamam)

Başkarakterimiz William Bradshaw, Berlin'de Alman öğrencilerine İngilizce özel ders veren bir genç. Berlin'e giden trende çok ilginç bulduğu bir beyefendiyle Mr. Norris ile tanışıyor. Trende öylesine başlayan sohbetleri dostluğa dönüşürken Bradshaw ile birlikte biz okurlar da Albert Norris ismindeki bu ufak tefek, ilginç beyefendi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. (Karakterler ve olay da tamam)

Bir yandan Albert Norris'in ne işler peşinde olduğunu öğrenmeye çalışırken diğer yandan bir dönüşümün arifesinde olan Berlin'in o dönemki çılgın yaşantısına göz atıyoruz. Yükselen politik mücadele, bir yabancının gözünden anlatılıyor. Bradshaw, dostu Albert'in maceralarına dahil olurken kendini Almanya'nın politik değişiminin isteksiz gözlemcisi olarak buluyor. Biz okurlar da görece kısa romanda Bradshaw'a eşlik ediyoruz. Norris'in hakkındaki iddiaların aslını merak ediyor; öte yandan zaten sonunu bildiğimiz hikayeyi, hikayenin geçtiği zaman orada olan, ancak ne olduğunu tam olarak anlayamayan birinin gözünden okuyoruz. Finalde Berlin dönüşüyor, Bradshaw dönüşüyor, okuduğumuz karakterlerin büyük bir kısmı dönüşüyor.

Mr. Norris?

Eh, o aktarma yapmaya devam ediyor diyebiliriz.

Sanırım.


Teselli Puanı: 5/5

Anlatılmayanın Gücü

Yayıncı:  İthaki Yayınları Çeviren:  Sevin Okyay Yayıma Hazırlayan:  Alican Saygı Ortanca, Selçuk Aylar Kapak Uygulama: Hamdi Akçay Sayfa Sa...