9 Mayıs 2026 Cumartesi

İsteksizlik

 


Invincible ve The Boys.

İkisi de süper kahraman işlerine yeni soluk getiren işlerdi. İkisi de ilk sezonlarıyla farklı olduklarını göstermişlerdi. İkisi de izleyenler tarafından sevilmişti. İkisini de severek izlemiştim.

Prime'da yayınlanan iki dizi yeni sezonlarıyla geçen ay aramıza döndü. Ancak ben birine hiç başlamadım, diğerinden ise yalnızca iki bölüm izledim. İki diziyi de izlemekte büyük bir isteksizlikten muzdaribim. 

Yeni sezonuna hiç başlamadığım The Boys'tan başlayayım. Dizinin ilk sezonu, özellikle de ekibin Translucent'i yakalayıp onu ortadan kaldırmaya çalıştıkları kısımlar, dizinin -bence- zirvesiydi. Bir yandan süper güçleri sayesinde (sebebinde) zarar görmez bir karaktere zarar vermeye çalışırken bir yandan Homelander'a yakalanmamaya çalışmak, harika anlatılmış bir fikirdi. Üzerine Homelander karakteri ve bu karakter özelinde Antony Star, genel olarak da Karl Urban'ın şahane oyunculukları diziyi belirli bir seviyenin üzerine taşıyordu. 

Sonra bir şeyler oldu. Dizi nedense, gerçi nedenini anlamak güç değil aslında, Homelander'ın ne kadar psikopat bir karakter olduğunu defalarca gördüğümüz, bunun dışında karakter gelişimi veya hikaye anlatıcılığı noktasında tembel yazarlığa kaybedilen bir işe dönüştü. Alınması gereken cesur kararların alınmaması, bu kararların neden alınmadığının dizi içerisinde izleyiciye ikna edici bir şekilde verilememesi nedeniyle kendini tekrar eden bir yapıma dönüştü. Bir de her sene, dizinin yayınlanmasına yakın basına çıkan "bu sezon çok fena işler yaptık, mideniz bulanacak, çıldıracaksınız, televizyonda böyle şey görmediniz" temalı haberler de beni diziden giderek soğuttu. Yine iyi bir sezon başlangıcı, bir sonraki sezona merakı yüksekte tutan bir final ve arada, Homelander'ın -hala ikna olmadıysanız- psikopatlığı üzerine bölümler göreceğimizi düşündüm. İşin kötüsü, artık bir sezon finali imkanı da yok. Hikayenin derlenip toplanması gerekiyor. Gerçi başladığımız noktadan ne kadar ilerideyiz tartışılır (süper kahramanlardan kaç tanesi -gerçekten- devre dışı kaldı ki?). Bu nedenle final sezonuna başlamadım. Bir ara başlarım, ama ne ara, onu hiç bilmiyorum.

Invincible ise The Boys'a göre çok daha sevdiğim bir dizi. İlk bölümü ve bu bölümle başlayan sezon hikayesi, son bölüme kadar sürükleyici; üstelik yan hikayelerden de keyif alıyorsunuz. Devam eden sezonları izleyiciler tarafından ilk sezon kadar beğenilmese de ben beğenmiştim. Bazı hikayelerin hızla anlatılması, buna rağmen karakter gelişimini görmemiz hoşuma gitmişti. Yavaş yavaş açılan ana hikaye de ilginç yerlere gelecekti. Invincible, bence iyi gidiyordu. 

O halde yeni sezondan neden sadece iki bölüm izledim? Bunun sebebi, Invincible'ın verdiği aralar. Sezonlar sık gelmeyince gözden ırak olan gönülden de ırak oluyor. Bir de üzerine eklenen hayat meşgaleleri arasında Invincible'ın yeni sezonunun gelmekte olduğunu, geldiğini, sezon finali verdiğini görüp geçiyorum. Önceki sezonları hatırlıyorum ama sanki bir sonraki sezonun kısa sürede gelmeyeceğini bilmek, halihazırda gelen sezonu izleme motivasyonumu azaltıyor. Bu da garip aslında, hiçbir zaman bir oturuşta sezon bitiren biri olmadım. En fazla iki bölüm izleyip ara vermek, izlediğim eserler üzerine düşünmek için zaman ayırmak daha iyi geliyor. Bütün hikayesi tamamlanmış dahi olsa Invincible'ı da aynı şekilde izleyeceğim. Ama işte izleyemiyorum.

Ama işte izleyemiyorum. Bir ara izleyeceğim. Hem de The Boys'tan çok daha önce izleyeceğim.

Umarım fikrim değişir ve sezon finalinin ardından bir yazı daha yazarım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İsteksizlik

  Invincible ve The Boys. İkisi de süper kahraman işlerine yeni soluk getiren işlerdi. İkisi de ilk sezonlarıyla farklı olduklarını göstermi...