Geçenlerde Arkadi ve Boris Strugatski'nin "Yokuştaki Salyangoz" kitabını bitirdim. Kitabın sonunda Boris Strugatski tarafından yazıya kadar da niyetim, kitap hakkında bir Kontrol Kalemi bölümü hazırlamaktı. Ancak yazıdan sonra fikrim değişti. Yazının içeriği kadar kitaptaki yeriydi kararımı değiştiren.
Yazının neden kitabın sonuna konulduğunu anlayabiliyorum. Romanın yazılış öyküsünü, romandaki olaylardan da bahsederek anlatması, karakterlerini ve mekanını ele alması gibi makul nedenlerle bir önsöz olarak yayınlanması tercih edilmemiş. Sebeplerden bir tanesi, belki de okurun okuma keyfini baltalamamak. Önce romanı deneyimlemesini isteyip ardından romana ilişkin açıklamaları yayınlamak, bir yayıncı için en sorunsuz yol. Ama Yokuştaki Salyangoz özelinde öyle mi? Yoksa, bu yazıyı önsöz olarak yayınlamak daha doğru bir tercih olabilir miydi?
Açıkçası kafam karışık.
Kitaptaki sürprizleri bilmeden okumaya girişmenin alınacak hazzı artıracağını kabul ediyorum. Bazı kitaplar için bu sürpriz olayının çok daha önemli olduğunu da biliyorum. Polisiye romanları ele alalım mesela. Okura sundukları en büyük vaat, suçun faili ve nasıl işlendiğine ilişkin tatmin edici bir cevap. Bu cevap, çoğunlukla okurun düşünmediği ya da düşünüp zayıf bulduğu ihtimalin doğru cevap olduğunu gösteren kanıtların önüne konulmasıyla veriliyor. Faili bilerek okumaya başlayacağımız bir polisiye, ister istemez etkisini kaybedecektir. Bu konuda hiçbir itirazım yok.
Kimi bilimkurgular için de bu durum geçerli. Hikayenin düğümünün nasıl çözüldüğünü bildiğinizde sanki yazarın elindeki kuvvetli silahlarından birini elinden almış oluyorsunuz. Empire Strikes Back'in o meşhur sahnesini düşünün. Sahneyi ilk defa izlediğiniz andaki heyecanınızı, zaten biliyor olsaydınız yaşayamayacağınızı kabul edersiniz.
Bu açıdan sürpriz elementi, okurları avuçlarına almak için yazarların kullanışlı araçlarından bir tanesi. Ancak tek araç değil. Elbette ki tek başına da yeterli değil. Yetseydi, sürekli şaşırtmacalarla dolu hikayeler okur dururduk. Ancak buna o kadar da prim vermiyoruz.
Düşünün bir, bu dediğimize hak vereceksiniz. Daha okurken Frodo'nun yolculuğuna dair aklımızda bir son oluyor. Raskolnikov'un eylemlerini bilmemize rağmen ikinci defa Suç ve Ceza'yı okuyabiliriz. Bir adım daha atıyorum. Bazen hikayeyi bilmek, emin olmadığımız bir kitabı okumaya ikna edebilir.
Spotify'da "Fularsız Entellik"i dinliyorum. Bu aralar Isaac Asimov'un "Vakıf" serisi üzerine konuşuyor ve seriden hikayeye yönelik bol bol spoiler veriyor. (Lafı geçmişken sitem etmeden geçmeyeyim: Yeni bölüm nerede insafsız? Ocak da bitti.) Ben Vakıf serisini okumadım. Ancak bu seriyi dinledikten sonra kesinlikle okumaya karar verdim. Dinlediğim hikaye çok hoşuma gitti, şimdi de bu hikayeyi okumak için büyük bir heyecan duyuyorum.
Peki neydi beni ikna eden? Hikayeyi dinlemeye devam edip hiçbir zaman okumayabilirim. Neticede hikayenin ana temasını, temel izleklerini dinlemiş olacağım. Zaten unutacağım karakter isimleri gibi detayları dinleyip unutmamla okuyup unutmam arasında bir fark yok. O zaman neden, okumaya ikna oldum?
Hikayenin nasıl yazıldığını, nasıl işlendiğini ve nasıl devam ettiğini merak ediyorum. Temposunun yavaşladığı, hızlandığı, dört nala koşmaya başladığı yerleri görmek istiyorum. İlgi çekici bir evren olduğunu bir incelemeyle ikna oldum, hikayenin temeline ilişkin yine aynı incelemeden bilgi aldım. Yani hazırlığımı yaptım.
Yolculuğa çıkmak için bazen hazırlık yapmanız gerekir. Kimi zaman bu hazırlıktır gözümüzü korkutan, bizi hareketsiz bırakan. Kimi zaman hareketsiz durmak istemediğimiz için hazırlıksız düşeriz maceranın peşine. Kervanı yolda düzeriz deriz ama ne kadar başarırız, meçhul. Bir okur olarak kimi kitaplar için böyle hazırlıkların gerekli olduğuna kaniyim. Bu arada hazırlıktan kastım, okumaya başlamadan önce sayfalarca araştırmak, saatlerce video-makale izlemek değil. Ancak gerekirse hikayeden sürpriz bozacak detaylar almaktan korkmadan, kitaptan alınacak hazzı -okuma hazzını- artıracak hazırlıkları kastediyorum.
Başladığımız noktaya dönersek "Yokuştaki Salyangoz", karışık bir kitap. Benim tavsiyem, kitabın sonundaki yazıyı bir önsöz niyetine en başta okumanız. Okurken karşılaşacaklarınızla yokuşu tırmanmadan önce karşılaşmanız daha iyi olur. Merak etmeyin, bir şey kaybetmeyeceksiniz, aksine önünüzde yeni "patikalar" açılacak.
Görüşürüz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder